16 Mayıs 2015 Cumartesi



Adı: Kurucunun Kızı
Orijinal Adı: The Book of Ivy
Yazarı: Amy Engels
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 272
Goodreads Puanı: 4.21
Çevirmen: Merve Özcan
Seri: The Book of Ivy
Format: Ciltli

Tanıtım
Dehşet verici bir nükleer savaş sonrası Amerika Birleşik Devletleri büyük ölçüde yok edilmiş, sadece küçük bir grup hayatta kalmıştı. Geriye kalanları kimin yöneteceği konusunda Lattimer’lar ve Westfall’lar arasında çıkan savaşı Westfall ailesi kaybetmişti. Ve beş yıl sonra barış ve kontrol, her yıl yapılan bir törenle, kaybeden tarafın kızları ile kazanan tarafın erkeklerinin evlendirilmesiyle sağlanmaktaydı.
Bu yıl benim sıram gelmişti.
Benim adım Ivy Westfall ve görevim basitti: Başkan’ın oğlunu, müstakbel kocamı öldürmek ve Westfall ailesinin gücünü geri kazanmasını sağlamak.
Ama görünen o ki, Bishop Lattimer ya çok yetenekli bir oyuncu ya da ailemin iddia ettiği gibi kalpsiz, zalim bir çocuk değil. Hatta beni bu dünyada gerçekten anlayan tek kişi bile olabilir. Ama kaderimden kaçmama imkân yok. Ben Westfall mirasını geri alacak kişiyim.
Bishop ölmeli. Ve onu öldüren ben olmalıyım…

Kitaptan bir beklentim vardı, fakat bu beklentinin tam olarak ne olduğunu sorsanız size söyleyemem... sadece; kesinlikle bu değildi! Okuduğum şey o kadar güzeldi ki...

Beğendiğim yanlarını anlatmaya başlamadan, beğenmediğim birkaç detayı bünyemden atayım istiyorum. Öncelikle, kitap bir distopya olduğu için, kadının yerinin erkekten oldukça aşağıda olduğu bir dünyada geçiyor olması çok da ilginç bir durum değil; beni rahatsız eden tek şey, kitap boyunca buna yapılan vurguydu. Toplumun bir parçası gibi değil de, sanki sonradan oraya konulmuş bir durum izlenimi yarattı bende. Ivy, sürekli buna karşı çıkmakla meşguldü ve bunun içine doğmuş biri gibi değildi pek. Ama sadece benim gözüme takılmış bir detay da olabilir, siz okurken dikkatinizi çekmeyebilir bile.

Bir diğer şey de, Westfall'daki (sanırım yaşadıkları yere bu ad verilmişti) düzenin gelişinin hikayesinin sağlam bir şekilde anlatılmıyor oluşuydu, ama bunu tamamen Ivy'nin bu hikayeye olan ilgisine - veya ilgisizliğine - bağlayabileceğimiz için "beğenmedim" diyeceğim bir nokta değil. Sadece bahsi geçen savaş ve sonra aileler arası süregelen çekişme biraz daha ön planda tutulsaydı, yani duygu değil de bir yerin tarihi olarak, daha tatmin edici olabilirdi.

Bunları geçersek kitabı gerçekten çok, çok sevdim! Bu iki nokta olmasa beş bile verebilirdim fakat bunlar beni rahatsız ederken tam puan vermek içime pek sinmiyordu. Öncelikle, hiç beklediğim gibi bir kitap değildi. Kitabı okumaya başlamadan önce okuldan bir arkadaşımla konuşmuştuk kitap hakkında, ona biraz anlatmıştım konusunu - bildiğim kadarıyla - ve konuşmanın sonunda, eğer Ivy, Bishop'ı öldürürse çok epik bir kitap olacağı kararına varmıştık. Sonrasında bunu düşünmüş olduğum için o kadar üzüldüm ki, anlatamam! Ivy'i bilmem ama, ben Bishop'a feci halde tutuldum diyebilirim sanırım...

Bu karakterin kuruluşu o kadar beklenmedikti ki, en az Ivy kadar şaşırdım denebilir. Yazar bu noktada bence başarılı bir giriş yapmıştı kitaba, çünkü Bishop karakteriyle karşılaştığımda, Ivy'nin yaşadığı şaşkınlığı bir nevi ben de yaşadım: beklediğim gibi biri değildi bu kişi. İkili arasında yavaş yavaş kurulan ilişkiyi okurken son derece eğlendim, çünkü adım adım ilerlediler. Ivy'nin iç çatışmalarında ise çıldırdım denebilir, çünkü bazı şeylerin farkında olmasına rağmen saç baş yolduracak kararlar almakta kızımızın üstünü tanımıyorum bu kitapta!

En sevmediğim karakteri düşünüyorum biraz da, fakat aklıma biri gelmiyor. Seçecek olsam ama, sanırım Callie veya Ivy'nin babası olurdu; Erin veya Başkan Lattimer, garip bir şekilde, sevmediğim karakterler listesine giriş bile yapmadılar fakat Ivy'nin ailesinden adeta tiksindim. Callie'nin Bishop'la evlenmesi düşüncesine de son derece karşıyım. (*Burayı yazarken Ezgi, Bishop karakterine duyduğu sevgiyle birlikte birkaç saniye duraksar.*) Tahminen yazar da ailesini sevmemizi pek istemedi.

Ivy'nin "Her şey göründüğü gibi değildir,"i öğrenişinin üzerine, Bishop'ın herkese güvenmemesi gerektiği dersini anlayışı kalbimi yaraladı diyebilirim... Kitabın son sayfalarında bir yerlere fırlatmayı bile düşündüm - fakat ben cici kızım, kitapları sağa sola fırlatmak bana yakışmaz. Hele son ana kadar ne olacağını bilmek istiyorsam ve kitabın sadece 4-5 sayfası kalmışsa...

Ayrıca, BU NASIL BİR SONDU YA? Ciddiyim. Böyle bitirilir mi? isyanına soktu beni Amy Engel. Sağ olsun, kitabı o kadar uygun ve bir o kadar meraklı bir yerde bırakmış ki, okumayı bitirdiğim andan beri içten içe ikinci kitap için sayıklıyorum... İşin kötü yani, bırakın çevrilmesini, daha İngilizce'si bile çıkmamış kitabın! Ne zaman çıkar, ne zaman alırız, ne zaman okuruz?

(Not: The Book of Ivy'i Kurucunun Kızı diye çeviren Yabancı'nın, The Revolution of Ivy'i nasıl çevireceğini gerçekten çok merak ediyorum. Kurucunun Kızının İhtilali? Ya da direkt, Kurucunun Devrimi falan mı olacak ki? Devrim kalın yazmak için fazla uzun... İhtimaller, ihtimaller...)

Bu arada Bishop konusuna geri dönmek istiyorum. Gerçekten, o kadar sevdim ki bu karakteri, keşke ben Evlen, Öp, Uçurumdan At videosunu çekmeden önce okusaydım Kurucunun Kızı'nı! Kesinlikle Bishop'la evlenirdim. Hatta Ivy'nin yerinde olsaydım, yaptıklarımı kesinlikle yapmazdım ve biraz daha dikbaşlı davranırdım. (Gerçi teknik olarak Ivy kafasının dikine gidiyor son derece, fakat yanlış yöne doğru ilerlediği için bunun pek bir geçerliliği olmuyor.)

İkinci kitapta neler olacağı hakkında en ufak bir fikrim olmadığı için de, ihtimalle kafamda cirit atıyor. Sanki oturup yazmam lazımmış gibi hissediyorum... İnsanların hayran kurgu yazma nedeni bu mu acaba? O kadar çok olasılık var ki! Yazar hangisini seçecek? (Deli oluyorum, deli.)

Sevgili, saygılı Yabancı Yayınları: Sizden tek ricam, The Revolution of Ivy'i çevirmek için çok beklememeniz. Lütfen. Bu kız burada bu kitabı beklerken ölürse, sonra ne olacak? Sorumlusu olmak istemezsiniz, değil mi? (Aşırı şirin surat ifadesi.)

Yazarın anlatımı son derece akıcı, çeviri de oldukça başarılı. Kitabın edisyonuna laf yok zaten! Beyaz cilt, kendi ayracı var ve Yabancı'nın tüm kitaplarında olduğu gibi kitaptan ayrılan ayraç da eksik değil. Kitap elime ulaştıktan sonra bir süre beyaz ciltle aşk yaşamış olabilirim... olmayadabilirim. ('Ben bilmem' bakışları atar.)

Çok tatlı bir kitaptı bence, diyerek de yorumumu sonlandırıyorum.

1 yorum:

  1. Şu ana kadar okuduğum en güzel kitaptı. Ve yazar üçüncü bir kitabın gelmeyeceğini açıklayınca adeta kalbim parçalara ayrıldı. Gerçi bunu anlamam lazımdı Devrimin Kızı'nın sonundan ama yinede umut etmek güzeldi. Galiba Bishop'a aşık olmuş olabilirim ve bir daha onun hakkında yeni şeyler okuyamayacak olmak kötü

    YanıtlaSil

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai