Yorum: Muhalifler (Renegades, #1) - Marissa Meyer


Adı: Muhalifler
Orijinal Adı: Renegades
Yazarı: Marissa Meyer
Sayfa Sayısı: 592
Yayınevi: DEX
Seri: Renegades #1
Puanım: 3/5

TANITIM

GİZLİ KİMLİKLER, OLAĞANÜSTÜ GÜÇLER. KIZ İNTİKAM PEŞİNDE, ERKEKSE ADALET.

Tüm dünyada büyük bir hayran kitlesi olan Ay Günlüğü serisinin yazarı Marissa Meyer’den macera, tutku, tehlike ve ihanet dolu yepyeni bir serinin ilk kitabı..

“Durumun nedir, Kâbus?”
Nova, ara sokağın boş olup olmadığını kontrol ettikten sonra bir çöp bidonunun kapağını açtı ve kendini yukarı çekip baktı. Yığının tepesinde duran spor çantası onu karşıladı.

“Eşyalarımı alıyorum,” dedi, çantasını alırken. “İki dakika içinde çatıda olurum.”

“Bir dakika olsun,” dedi Fobi. “Öldürmen gereken bir süper kahraman var.”

YORUM

Kitabın ilk yarısına 2, ikinci yarısına 4 vermek istediğim (ve bu mümkün olmadığı) için, kitaba 3 verdim. 

İlk yarı gereksiz uzun, akıcı olmasına rağmen sıkıcı, durağan ve anlamsızdı. Karakterler koştur koştur bir şeyler yapıyor ama, ne motivasyonlarını yeterince güçlü buldum, ne de yaptıkları şeyleri ilginç ve orijinal. 

Ana karakterimiz Nova, süperkahramanların neredeyse kötülerin kökünü kuruttuğu bir dünyada, süperkahramanlardan oluşan Muhalifler’i alaşağı etmek istiyor, çünkü zamanında kötülerin lideri olan amcasını, Anarşinin Ası’nı öldürmüşler. İntikam almak için de planı Muhalifler’in liderlerini (beş kişiden oluşan Konsey’i) öldürmek. Bunun için de Muhalifler’in içine sızmaya karar veriyor. bu fikir tanıdık geldi mi? 


Kötülerin kökünü kuruttular derken abartmıyorum: Muhalifler’in çok büyük bir tehdit olarak gördüğü, her daim gözetim altında tuttuğu Anarşistler bir elin parmakları kadar kalmışlar. Sağda solda üç beş tane kaçakçı/suçlu tanıdıkları var ama şehirdeki Anarşist/Muhalif sayısı o kadar absürt bir oran ki, bu kötülerden neden korktuklarını anlamıyorum bile. İki dokunsalar zaten kötü mötü kalmayacak ortada.

Ya da kötülerin neden halen daha “iyileri” alaşağı etmeye çalıştığını. Bunu da anlamıyorum. – En azından ilk yarıda, Nova’dan öğrendiğimiz kadarıyla, bu noktada Anarşistler’in hala çabalıyor olması son derece absürt ve gereksiz gelmişti bana, çünkü bariz bir yenilgi var. (Bu konuya sonra geri geleceğim.)

Neyse, Nova Muhalifler’in arasına sızıyor, olaylar olaylar, karakterin kendini sorgulaması, bir olayda bir sürü farklı bakış açısı olduğunu fark etmesi falan filan derken, ilginç bir şey oldu bana. Kitaba alıştım? Hissettiğim sıkıntı yavaştan geçmeye başladı ve bir bakmışım Nova’nın macerasından keyif alıyorum. Ezgi mutlu, Ezgi keyifli, çünkü Ezgi kitabı sevmek istiyor.


İkinci yarıya geldiğimizde hem karakterlere hem de dünyaya alıştığım için yaşananlara biraz daha az eleştirisel bakmaya başladım ve bu sayede kitap daha bir keyiflendi. Burada yazar, Nova’nın Muhalifler’i alaşağı etmek için tek motivasyonunun amcasının intikamını almak olmadığını söylemeye başlamıştı ve bu fikir ilgimi çekti: insanlara iyilik yapmak için “kötülük” yapan bir kötü karakter. Mesela bu fikir daha önce belirgin olsaydı, sanırım o kadar zamanımı “Bunlar ne yapmaya çalışıyor” diye ağlayarak geçirmezdim. 😂

Şakası bir yana, gerçekten ikinci yarıda daha farklı bir kitap okuyor gibiydim. Karakterler arası etkileşimler daha bir keyifli, olay örgüsü daha aksiyonlu, genel olarak ele alındığında her şey ilk yarıya kıyasla KAT KAT daha güzeldi. Bu da bana kitabın asıl sorununun aşırı uzun olması olduğunu düşündürdü. Kitap 592 sayfa, ama kolaylık adına biz 600 diyelim. ALTI YÜZ. Bu kadar uzun ve detaylı olmasaydı kitap belki de bu sorun çözülebilirdi. 

(Of gerçekten anlamadığım kadar gereksiz detaylar vardı kitapta – mesela bir sahne var, Adrian mısır gevreği yiyor, yazar nedense bu sahnedeki en küçük detaya betimleme ihtiyacı hissetmiş: Adrian mısır gevreği yerken etrafın ne kadar sessiz olduğu ve onun çiğneme seslerinin nasıl yankılandığına kadar, HER ŞEYİ. Tamam sakinim.)

İkinci yarıda sizlerle paylaşmak için not aldığım birçok sahne var ama ilk yarıdan bir alıntı bile çıkartamadım neredeyse, öyle anlatayım ne kadar farklı olduğunu. Kitap biraz daha kısaltılsa, gereksiz detaylar ve anlamsız/önemsiz sahnelere yer verilmese, kesinlikle daha keyif aldığım bir kitap olurdu. Ha, bu birçoğunuzun keyifle okumasına kesinlikle engel değil. Bazen “acaba fazla mı detaycıyım?” diye düşünüyorum ben. 


Kitap oldukça akıcı. 600 sayfa olmasına rağmen bir kere bile “off ne zaman bitecek,” ya da “hiç akmıyor ağlamak istiyorum” demedim (ikisi de son derece geçerli ve profesyonel tepkiler çünkü). Hatta eğer okulla uğraşmam gerekmese ve geçen haftalarda hasta yatmamış olsam, kitabı bir-iki günde bitirebilirdim. O kadar akıcı. Bir oturuşta 150 sayfa okuduğum oldu ve zamanım olsa daha bile çok okurdum. 

Bu kadar gereksiz detay verip yine de akıcı yazmak da ayrı bir beceri, doğruya doğru. 😂

Karakterlere gelirsek de, Adrian’ı gerçekten sevdim ve yazarın bazı kitapların düştüğü tuzağa düşmeyip, Adrian’ı “yeme de yanında yat” tipli biri olarak yazmamasını daha çok sevdim. Birkaç yerde Nova, Adrian’ın ne kadar yakışıklı olduğunu düşünüyor evet, ama kitabın %70’ini aralarındaki çekim kaplamıyor. YAŞASIN. Ve ikisi arasındaki iletişimin ilerleyiş şeklini de gerçekten sevdim, ikinci kitapta Marissa Meyer bununla nerelere gidecek, ne gibi şeyler yapacak, kalbimizi kıracak mı yoksa bizi mutlulukla dans eden küçük fangirl’lere mi çevirecek, merakla bekliyorum ehehe.

Adrian’ın ailesine verdiği değer, insanlara yardım etmek isteyişi, içinde barındırdığı saf iyilik duygusu ve bütün bunlara rağmen halen daha sorgulayıcı olması, merak etmesi, yeniliklere açık görünmesi; bunların hepsi karakteri sevmemin bazı nedenleri. Kitap bana sık sık, Adrian ve Nova başka şekilde, başka zamanda, başka olanaklarda karşılaşsaydı, çok ilginç şeylerin olabileceği hissini verdi ve bu hissi de sevdim. Olasılıklar!

Nova’da da bir belirsizlik vardı ve bu çok hoşuma gitti. İnsanlar için iyi olanı yapmak istiyor ama bunu yapmanın tek yolunu Muhalifler’i ortadan kaldırmak olarak görüyor. Zamanında Muhalifler tarafından hayal kırıklığına uğratılmış (spoiler sayılmaz, kitabın en başında geçiyor bu) bu yüzden onları sevmiyor, ama aralarına katıldıktan sonra içlerindeki iyilere, gerçekten iyilik yapmak isteyen, hevesli ve heyecanlı kişilere de kayıtsız kalmıyor/kalamıyor. Bütün bunlar onu da gayet ilginç bir karakter yapıyor. Amcasıyla geçirdiği zaman hakkında daha çok şey okumak isterdim (Anarşistler arasındaki hayatını, çocukluğunu, büyürken nasıl zamanlar geçirdiğini) ama kitabın sonu düşünülürse, galiba bunu daha çok ikinci kitapta göreceğiz. 

Diğer karakterlere detaylıca girmeyeceğim (çünkü bu haliyle bile çok uzun oldu yorum) ama Muhalif ve Anarşist karakterler arasında kitapta aktif olarak gördüğümüz herkesin çok büyük potansiyeli vardı, umarım yazar ikinci kitapta bu potansiyeli iyi kullanır.


Sonuç olarak, kitap ortadan sonra açıldı ve ikinci kitap büyük bir potansiyel taşıyor. Basılmadan önce birkaç kere daha editör elinden geçse, biraz kısaltılsa, çok daha keyifli olabilirmiş ama bu haliyle de sonlara doğru epey güzelleşti. Başlar bayağı meh, ama yapacak bir şey yok. Son kısımları büyük bir keyifle okudum ve ikinci kitabı da heyecanla bekliyorum.

NOT: Kitabın ilk kısımlarında aklıma yine DEX’ten çıkan Steelheart serisi gelip gelip durdu. Onda da süperkahramanlar/süperkötüler ve birini alaşağı etme çabaları vardı, tabii o çok daha farklı ilerliyor ve kesinlikle bu kitap onunla karşılaştırılamaz bile. Eğer Muhalifler’i sevdiyseniz Steelheart’ı kesinlikle okumalısınız diye düşünüyorum.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder