23 Temmuz 2015 Perşembe

23 Temmuz


Tüketilen yiyecekler: 200 g müsli, 6 parça çikolata, 3.5 yemek kaşığı vanilyalı dondurma, 20 g tuzlu mısır çerezi, bir kase barbunya, bir tabak kabaklı makarna (eh), boş geçirilen dakika sayısı 320 (şaşırmadım), verimli geçirilen dakika sayısı 40 (az), İrem'i bekleyerek geçirilen dakika sayısı 174 (sıradan), telefonda geçirilen dakika sayısı 56 (az), telefon konuşması sayısı 2 (fena değil), ayarlanan buluşma 2 (harika), yazılan toplam kelime sayısı 112 (berbat ötesi)

10.12 Salondan gelen tıkırtılara uyandım ama yataktan çıkmamak adına büyük bir savaş verdim. Bir oraya dön, bir buraya... ama eninde sonunda herkesin yataktan çıkması gerekiyor, değil mi?

10.13 Aaa, Dilara bugün gidiyordu! Saate bakayım. Şu saatte gitmiş olmalı. Neyse, bir daha geldiğinde konuşuruz artık.

10.20 Odamdan bu sabahki kahvaltımı aldım ve mutfağa gittim. Geçen Dilara bizdeyken, aşırı elit görünümlü bir markete gitmiştik ve kendimizi Türkiye'de normalde olmayan ürünler cennetine gelmiş gibi falan hissetmiştik. O kadar çoklardı ki! Gerçi çikolatalardan sonra, şu organik müsli çok ilgimi çekmişti. Bir kutu içinde 200 gr kadar müsli var ve kutunun içini görebiliyorsunuz çünkü ortasında plastiğimsi bir kısım var. Paketin içinde süt veya yoğurt koyup yiyebiliyorsunuz. Bu tür kullanışlı ve hoş görünümlü şeylere bayılıyorum.

10.23 Neden müsli yemediğimi şimdi hatırlıyorum... Ben müsli sevmem ki.

10.24 Çikolatanın yanında vişne olması çok iyi olmuş, bu şey sadece çikolatalı olsa hayatta yiyemezdim.

10.26 Şu an bile yiyemiyorum. Hof.

10.38 Bari şu Facebook grubundaki şikayetli gönderilere biraz bakayım. Sonra "Yönetim istifa!" diye sloganlar atmadıkları kalıyor bir... Ama başka bir şey mi yapsam ki? Kitap okuyamıyorum uzun süredir, belki kendimi biraz zorlamalıyım.

10.44 Bu kadar yeter.

11.48 Wattpad'de yayınladığım hikayeme yeni bir kapak yaptım fakat bir türlü karar veremiyorum. Şu an kullandığım mı, yoksa bu yeni yaptığım mı? Yapacak daha iyi bir işimin olmaması aslında o kadar da kötü değil sanırım. Bu yeni kapağı haftalardır erteliyordum.

11.49 Hala müsliyi bitirmedim.

11.58 Az önce müslinin kutusunu çöpe atmaya giderken annem salondan seslendi. "Zorlaya zorlaya yedin gerçekten."
Çöp kutusunun kapağını açarken mırıldandım. "Valla öyle oldu."
Buz dolabını karıştırdım biraz, babam dün çikolata getirmişti. Bir parça alıp ağzıma attım ama hiçbir şey değiştirmedi, müsli faciasından sonra karnım hala boş. Of, şimdi kim bir şeyler hazırlayacak?

12.34 Vaktimi gerçekten YouTube videosu izleyerek harcıyorum. Felix'le Marzia çok tatlılar ama, değil mi? Gidip bir şeyler mi yapsam ki? İrem de hala bilgisayara geçemedi; sabahtan beri onu bekliyorum.

12.36 İrem buradaki sitemimi duymuş/görmüş/hissetmiş gibi Skype'a girdi. Gerçi Facebook'tan attığım saçma mesajları da görmüş olabilir... Bu konu tartışmaya açık kalsın.

13.12 Bölüm yazma kararı aldık. Hikayenin kapağını değiştirdikten sonra yazma şevki geldi gibi bir şey oldu. Gelmişken kaçırmamak gerek; gerçi tahmini olarak 300-400 kelimeden sonra tıkanacağım. Hep öyle oluyor.

13.13 Yeni kapağı çok sevdim ya.

15.00 İrem bir ara telefonla konuşmaya başladı ve hala susmadı. Sanırım bu yeni bir rekor. Saat oldu, kız hala telefonda.

15.13 Tamam telefonu kapattı. Sonunda!

15.19 Yazmaya başladığımdan beri 26 kelime ilerlemiştim sadece, onu da az önce sildim. Neden böyle olmak zorunda ki? Neden ilerleyemiyorum? İki kelimeyi yan yana getirmek bu kadar zor olmamalı...

15.30 Sena arıyor. Eh, açayım bari.

15.48 "Sana da bulacağız birilerini," dedi Sena.
"O zor iş," dedim. "Onun olduğu gün kıyamet kopar."
"Neden öyle dedin ki?"
"Hiç sanmıyorum olacağını."

16.02 Sena'yla daha sonra konuşmak üzere sözleştik. Kızın ağustos boyunca iki kere mi ne boş günü var sadece, beni araya sıkıştırmaya çalışacağını söyledi. Onun dışında da burada anlatmaya gerek duymadığım güzel haberler verdi.

16.05 Kelime sayım hala 0. Şarkı seçemiyorum ki yazmaya başlayayım. Açtığım şarkı listesinin adı "ignorance is bliss" ama ilk şarkısı çalışmıyor. Seven Nation Army'i hatırlar gibiyim, seviyordum sanki. YouTube'dan mı açsam?

16.07 Açtım.

16.10 Word dosyasını yeniden açtım fakat bana öylece bakmayı sürdürüyor... Günü yarıladık ve ben hala tek kelime ilerleme kat etmiş değilim. Harika değil mi? Gerçekten harika. Neyse, belki annem uyanınca onu alışveriş merkezine sürükleyebilir, geçen gün indirimde gördüğüm mavi çantayı alması için başının etini yiyebilirim. Ama önce uyanması gerek tabii.

16.14 İrem bana Nil Karaibrahimgil'in şarkısı, Kanatlarım Var Ruhumda'yı attı. Klipteki adamın saçları saçma bir şekilde gülme isteği uyandırıyor bende. Hayır, ciddiye alamıyorum ki.

16.17 Şimdi de Beyoncé - XO attı. Ben bundan sonra tekrardan The White Stripes'a geçiş yaparsam aklım iyice çorba olacak... Neyse, zaten yazamıyorum. Çorba olmasının bana bir zararı da olamaz.

16.21 Vazgeçtim, başka bir şey açacağım.

17.10 Sıkıntıdan ölüyorum ve 90 kelime kadar yazdım ama hiçbir şey içime sinmiyor. O kadar sıkılıyorum ki anlatamam. Sanki bütün enerjim bir şey tarafından emiliyormuş gibi. Yarın, eğer başarabilirsem, kendimi evden dışarı atmalıyım çünkü buna benzer bir günü daha kaldırabileceğimi sanmıyorum. Acaba annemi alışveriş merkezine sürükleme planımı mı denesem? Uyanalı oldu biraz. Ya da neyse...

18.46 Eve yeni geldik. İlk önce Yurtiçi Kargo'ya giderek evde kimse yokken teslim edilmeye çalışılan kargoyu, ardından da kardeşimle babamı yaz okulundan alarak eve doğru yola çıktık. Çantaya gidemedim.

20.13 Yarın benle Taksim'e gelecek birilerini bulma arayışımda Ayla'yı aradım fakat uygun değilmiş. Bir süre oturup İstanbul'da olan insanları düşündük fakat kimse tutmadı. En sonunda Ayla'nın aklına Ecem geldi, ben de Ecem'e mesaj attım.
Ayrıca Ayla'yla ikimizin de bayıldığı bir kitapçı olan Mephisto hakkında konuştuk. "Mephisto'yu biliyor musun?!" dedi, şaşkın bir Ayla.
Ben de "Oha, elbette," dedim.
O da "Neredeyse kimse bilmiyor, yerinin merkezi olmasına rağmen," dedi.
Ben de şaşırdım çünkü gerçekten favori kitapçım olabilir orası. Gerçi Taksim'deki değil, Kadıköy'deki. Taksim'deki çok saçma şarkılar çalıyor.

20.24 Ecem'e mesaj attım, biraz konuştuk ve yarın onunla buluşuyoruz! (Evde sevinç dansı yapan bir Ezgi.) Ayrıca, Öznur'a otuz iki diş sırıttığım anlık bir fotoğraf attım, benle ilişkisini kesmedi. İşte gerçek arkadaşlık.

21.00 Instagram üzerinden severek takip ettiğim fakat daha önce pek konuşmadığım birkaç insanın İstanbul'da yaşıyor olmasının güzelliğiyle mesaj attım. Kızların daha isimlerini bilmiyorum ya, neyse, öğrenilir. Bu kadar çok insanın İstanbul'da çıkmasını beklemiyordum doğrusu.

23.30 Babam bana Görünmeyen Ekonomist adlı bir kitap verdi. Yayınevi Pegasus. Şaşırmadım desem yalan olur. Babam Pegasus kitapları mı okuyor? Pegasus'un sadece gençlere hitap eden kitaplar basmadığını hatırlamam gerek... Kişisel gelişim bile basıyor adamlar. Gerçi, yine de Pegasus'un bir kitabını babamda görmek garip geliyor. Bu şey gibi... En yakın arkadaşının annenle, senden habersiz telefonda konuşması. Garip.

23.32 Bu kitabı yarın akşama kadar bitirmiş olmamı bekliyor... E oha.

0 yorum:

Yorum Gönder

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai