Tearling Kraliçesi (The Queen of Tearling, #1) - Erika Johansen | Kitap Yorumu

Adı: Tearling Kraliçesi
Orijinal Adı: The Queen of Tearling
Yazarı: Erika Johansen
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 454
Goodreads Puanı: 3.98
Seri: The Queen of Tearling
Format: Karton Kapak
Puanım: 4/5

"Ya halkı kazanırsın ya da tahtı kaybedersin!"

Sürgünde büyüyen Prenses Kelsea Raleigh Glynn, on dokuzuncu yaş gününden sonra vârisi olduğu tahta geçmek için doğduğu kaleye doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Okumaya ve bilgiye tutkun Kelsea, tecrübesizdir, ama savunmasız değildir. Boynunda sihirli güçleri olan Tearling safiri vardır. Yanında da bir grup cesur muhafız... 

Kelsea, hiç tanımadığı bir halkın ve yoksulluğun pençesinde kıvranan bir krallığın başına geçecektir. İlk yapması gereken muhafızlarının sadakatini kazanmak, ikincisi ise halkın güvenini sağlamaktır. Bunun için tehlikeli bir yola başvurur: Komşu Mortmesne ile yapılan anlaşmayı bozar. Ve bu durum, Mortmesne'in zalim hükümdarı Kızıl Kraliçe'nin intikam duygularını açığa çıkarır. 

Kelsea'yi şimdi kendini keşfedeceği ve zorlu sınavlardan geçerek bir efsaneye dönüşeceği bir yolculuk bekliyor.

Tabii hayatta kalabilirse...

Bu kitabı o kadar uzun süredir istiyordum ki... Sonunda edinmiş ve okumuş olmak gerçekten büyük bir tatmin veriyor bana o yüzden. Kitapla ilgili birkaç farklı düşüncem var, hepsini de sırayla açıklayacağım ama önceden minik bir uyarı: Kitabı düzgünce yorumlayabilmem için olup biten bazı olaylardan bahsetmem gerekiyor. Spoiler vermemek için elimden geleni yapacağım, orası ayrı. Kocaman bir spoiler vardır uyarısı eklemeye gerek görmüyorum, o kadar derine inmem herhalde. ^-^

İki üç günde bitirdiğim, son derece akıcı ve hızlı okunan, yeri geldiğinde biraz sıksa da genel olarak okurken de bayağı eğlendiğim bir kitap oldu Tearling Kraliçesi. Bana göre biraz yavaş başlıyordu kitap ve birkaç yerde çok saçma olduğunu düşündüğüm şeyler yaşandı, bunlar da en başta olunca insan ister istemez sinirleniyor. Birçok kere kitaptaki insanların akıllarını sorguladım; en zeki ve korkulası görmemiz gereken karakterler bile bana son derece aptal gelen şeyler yapıyordu. İnsan çıldırıyor.

Ama kitabın en büyük aptallığı bence ana karakterde. Şöyle ki, kızı zamanında Keep'ten (Tearling kraliyet ailesinin falan kaldığı yer), güvende olsun, dayısı onu öldüremesin diye kaçırıyorlar ve 19 yaşına gelene kadar eğitiyorlar (Tearling'de tahta 19 yaşında çıkılıyor) fakat kimse durup da demiyor ki, "Bu kızın ülkesi ve annesiyle (eski kraliçe) ilgili şeyleri de bilmesi lazım, bilmezse doğru kararlar alamaz, hadi bunları ona öğretelim". Aksine, herkes bu bilgileri kızdan saklamak ister gibi... Ki bu da çok mantıksız! Kız kendi tarihini bilmeden nasıl bu tarihin üzerine bir şeyler inşa edebilir ki? Ülke gerçekten rezil durumda ve kraliçe olacak kişinin bunları bilmesi lazım sanki?

Onun dışında, kitabın beni rahatsız eden tek bir şeyi daha vardı, o da şuydu: Bu insanlar günümüzü baz aldığımız bir tarihten gelecekte yaşıyorlar ama aynı zamanda orta çağda gibiler, yani teknolojileri falan filanları pek yok, bir "Geçiş"ten bahsediliyor ama bu durumla ilgili de çok bilgi yoktu. Bunun nedeninin iki olasılığı var: Ya yazar bunları kurgulayamamış ve kurguda boşluklar var ya da ana karakterin bunları bilmemesi nedeniyle bize de söylemedi, Kelsea'yle birlikte öğreneceğiz. Umarım ikincisidir ve ikinci kitapta açıklığa kavuşur her şey çünkü ilki olursa gerçekten üzülürüm.

Kitapta elbette favori karakterlerim Fetch ve Gürz'dü. Fetch, kimsenin hiçbir şekilde yakalamayı başaramadığı bir Hırsızlar Kralı. Kimse neye benzediğini bilmiyor ve oldukça uzun bir süredir krallığa korku saçıyor. Aynı zamanda - elbette - kızın az çok bir ilgi duyduğu kişi olmasıyla biliyoruz biz okurlar onu. :') Normalde olsa çok da ilgimi çekecek bir karakter değil sanırım fakat kızın gözlerinden gördüğümüz için etkilenmemek elde değil. (Öyle çok bir şey yok ha, yanlış anlamayın. Kitapta aşk "yok".) Gürz ise, Kraliçenin muhafızlarının başı, aynı zamanda Kelsea'nin danışmanı gibi bir şey. Kararlar almasında ona yardım ediyor ve bazen onu engelliyor bile, ki bu garip çünkü aslında kraliçenin önüne geçememeli. Ama Kelsea onu dinliyor ve ona çok güveniyor. Kitap boyunca aldığı kararlar, yaptığı yönlendirmeler gibi şeyler nedeniyle aslında ben de bu karakteri son derece sağlam buluyorum.

Kızın öyle aşırı güzel bir kız olmaması bence büyük bir artı kitap için. Annesi için güzeller güzeli deniyor ama Kelsea kitapta birkaç yerde "basit", "sade" ve "sıradan" olarak tanımlanıyor. Aşırı güzel bir kız olmaması bence çok uyuyor çünkü zekası, cesareti ve iradesiyle ön planda olan bir karakter. Bilinmeyenin içine kararlı bir şekilde atılıyor, sonuçlarının kötü olacağını bile bile bir şeyler değiştirmeye ve bu değişiklikleri iyi yöne çekmeye çalışıyor, ülkesi ve halkı için gerçekten çabalıyor. 

Kitabın en sevdiğim yanlarından biri sanırım, her bölüm başında, sanki bütün bunlar olmuş bitmiş de üzerine tarihçiler veya yazarlar yazı yazmış gibi paragraflar vardı. Çeşitli yazarların çeşitli kitaplarından alıntılar gibi altına yazar ve kitap adı not düşülmüştü. Bence bu kitaba gerçeklik payı katıyor. (Ama aynı zamanda insan okurken şunu biliyor: Kelsea ve yaptıkları birkaç yüz yıl geleceğe kalacak.)

Dileğim şu ki, ikinci kitap hızlı bir şekilde çıksın ve Fetch'i daha çok görelim! 454 sayfa olmasına rağmen, açıkçası bir 200 hatta 300 sayfa daha olsaydı okuyabilirdim bence. Gideri vardı yani. Konu uzatmalara girmediği sürece okunur yani. Aşk değil politikanın ağır bastığı ama aşkın sözünün verildiği bu tarz kitapları seviyorum sanırım ben ya. Bazı okuyucuların sevmemesi çok mümkün ama ben son derece beğeniyle okudum.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

2 yorum:

  1. Kitabin %70 ini okudum neredeyse ve devam ediyorum. Uyuz olduğum konu, ortada bir çok soru var ama hiç birini adam gibi cevaplamiyorlar. Kurgusu biraz zayif demek istiyorum ama birazdan daha fazla diye düşünüyorum. Kelsea ile olan muhabbetleri ( diger karakterler , annesinin askerleri falan ) çok saçma. Yani ortada ciddi bir kraliyet yok ve kralice adayi ile böyle rahat konuşmalari , sohbet etmeleri hafiften soğutuyor adami. Ben daha ciddi bir krallik beklerdim. Bilmiyorum azicik hoşuma gitti kitap sanki ve hatalari olmasi beni üzüyor , daha iyi olabilirdir. Bu arada yorumlariniza katiliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benzer bir şeyi ben de hissettim. Kelsea birilerine emir vermekten çok birilerinden emir almakla geçirdi zamanını. Ayrıca gerçekten de geçmiş ve gelecekle ilgili çok fazla soru işareti vardı. Ben ikinci kitabın o soruları yanıtlamasını umuyorum ama bakalım. Bence zayıf olan şey, kitabın kurgusundan çok o kurgunun yer aldığı dünya. Fantastik bir evren yaratmak o kadar da kolay bir şey değil, tahminen yazarın sıkıntı çektiği nokta da bu çünkü bu dünya birden var olan bir yer değil; günümüzden gelecekte geçiyor ve birden büyü var? Çok fazla soru işareti var, sadece bu açıdan bile bakılırsa. Ki çok uzun bir "olası tarih"ten bahsediyoruz burada. Benim sorularımın büyük bir kısmı bu yöndeydi en azından.

      Sil