Yorum: Dangerous Boys - Abigail Haas

Adı: Dangerous Boys
Yazarı: Abigail Haas
Yayınevi: Simon & Schuster
Sayfa Sayısı: 366
Goodreads Puanı: 3.75
Puanım: 4/5


It all comes down to this. Oliver, Ethan, and I. Three teens venture into an abandoned lake house one night. Hours later, only two emerge from the burning wreckage. Chloe drags one Reznick brother to safety, unconscious and bleeding. The other is left to burn, dead in the fire. But which brother survives? And is his death a tragic accident? Desperate self-defense? Or murder...?

Chloe is the only one with the answers. As the fire rages, and police and parents demand the truth, she struggles to piece the story together - a story of jealousy, twisted passion and the darkness that lurks behind even the most beautiful faces...
 

Kitabı yorumlamaya nereden başlayacağımı inanın bilmiyorum. Parçaları yerli yerine oturan bir yapboz edasıyla anlatılmış olmasında mı başlamalıyım, yoksa Chloe'nin karakterinin baştan sonra ne kadar değiştiğini, bu değişimin de ne kadar düzgün ve titiz bir şekilde ele alındığından m bahsetmeliyim? Yoksa beklenmedik sonu hakkında iki üç bir şey mi çıtlatmalıyım? ...

- Gençlik kitapları pek bana hitap etmez, o yüzden bu kitaba başlarken bir ön yargı barındırıyordum. Kitap ilerleyen her sayfasıyla bu ön yargıyı ilk önce muntazam dilimlere ayırdı, tek tek yağda kızarttı, sonra da her bir parçayı bana yedirdi. Böyle bir şey beklemiyordum. Kendini okutmakla kalmayıp beni şaşırtmayı da başardı.

- Chloe'nin içinde bulunduğu ruhsal durum, önce Ethan'ın, sonra Oliver'ın resme dahil oluşu, olayların gelişimi ve ilerleyişi; hepsi birbirine çok düzgün bir şekilde bağlandı. Kitap, aklımda hiçbir soru işareti bırakmadan olan biteni toparlayarak bana beklenmedik bir final sundu. Ha kitabın finali yeni sorular oluşturdu, orası ayrı.

Kitabın ilk başından son anına kadar normal, tatlı bir gençlik kitabı olduğunu düşünmemiştim zaten. Kitabın açılış sahnesi bunu düşündürtmeyecek kadar canlı ve hani açık bir şekilde orada olan bir sahneydi. Beklemediğim şey, sanırım, kitabın bir ileri bir geri şeklinde örülerek, bize hem geçmişi hem de o an yaşananları bir uyum halinde sunmasıydı.

Durum böyle olunca, bir yandan "Acaba nasıl sonladı?" diye merak ederken, bir yandan da "Bu noktaya nasıl gelinmiş olabilir?" düşüncesiyle okudum kitabı.
- Karakterleri inandırıcı buldum. Chloe'nin gün geçtikle grileşen dünyası, annesiyle ilgili sıkıntıları yavaş yavaş umursamamaya başlayışı, önce Ethan'la, ardından da Oliver'la tanışması ve vardıkları son. Ethan'ın kişiliği, beklentileri ve bunların Chloe üzerindeki etkisi. Chloe'nin yalnızlığa geri dönme korkusu. Oliver. Oliver'ın... Oliver oluşu. İnsanları, hatta ailesini bile umursamayışı. Anı yaşayışı.

We walk around trapped in our own subjective consciousness, experiencing the same events through a totally different lens.

- Ayrıca akıcı, merak uyandırıcı, az biraz gizemli bir dili vardı. Kendini okuttu, merak unsuru benim için bu kadar baskın olmasaydı, yine de okuturdu diye düşünüyorum.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder