Yeni Kitap Kokusu #6

Kitaplarının yarısı evde, yarısı okulda olan biri olarak elime geçen yeni kitapların hepsini zamanında duyurma konusunda büyük sıkıntılar çekiyorum. Zira, daha erken gelmiş olması gereken kitapların kargoları haftalarca gecikebiliyor ya da beklemediğim kargolar beklemediğim anlarda gelebiliyor; bu da tabii ne geldi ne gelmedi, neler eksik hesabını yapmayı iyice zorlaştırıyor benim adıma... Bir de yatılı okuduğum ve okulum resmen "hiçliğin ortasında" olduğu için, kargolar biraz daha gecikiyor ki, gel de delirme yani.

(Not: Şu satırları yazarken ne yeni ne değil benim de en ufak bir fikrim yok, hiçbir zaman pek olmuyor, o yüzden bana çok sürpriz olacaklar.) Bu arada, bunlar bana ya hediye edilen ya da çekilişlerden gelen kitaplar, yani fuardan beri beş parasız takılıyorum hala. Bu ne demek? Bana yılbaşı hediyesi olarak kitap almak isteyen varsa seve seve kabulümdür demek :)) (Bu :)) ifadesi ne kadar da tiksinç bir ifadeymiş öyle ya. Altını da çizeyim, görsünler. Zuha. Şu an kendimi blog görmüş bebe gibi hissettiğim doğrudur.)

#1: Hissiz - Lemariz Müjde Albayrak
Aşkın en derinden, inkâr edildiği yerden ortaya çıkışı! Kendilerini ve birbirlerine duyduğu aşkı çığlık çığlığa ve sessizce inkâr etseler de, aşkları ortalığı yakıp kavuruyor!
Alexander, hissiz, acımasız, yakışıklı, güçlü ve zengin… Daha küçücük bir çocukken öğrendi bütün bu özelliklere sahip olabilmeyi. O hislerini acımasızca rafa kaldırmış, kendi sonuna doğru ilerliyordu. Ama bilmediği, her sonun bir başlangıca gebe olduğuydu. Heaven karşısına çıktığında bütün inançları ters yüz olurken, kendi sonu birdenbire başlangıcı olduğunda ne yapacağını elbette bilemezdi.
Heaven; masum, saf ve kırılgan bir papatya… Cennetten gelen bu sessiz melek, tüm korkularını kendine zırh yaparak kökleri ile tutunduğu topraklarında, Alexander'ın fırtınasına karşı direnirken, bir aşk ateşi yakmak için geldiğinde asla tek bir yananının olmayacağını bilemezdi. Var olmadığını zannettiği kalbi boğulurcasına çırpınırken soluksuz kalarak tekrarladı: "Hissetmiyorum, hissetmiyorum, hissetmiyorum…"

#2: Sahra - Burcu Demet
Umutsuz ve başkalarına çözülmez bağlarla bağlı bir aşk onlarınki… 
Mirza ve Sahra, imkânsız ve çok büyük bir aşkın birbirini inkâr eden iki fatihi. 
Sevgi yok, aşk yok Sahra'nın dünyasında… Yanılsamalar dünyasındaki, aptalca hayaller onlar sadece. Umutsa… şekil değiştiriyor kalbinde. Beğenilmek yeter ona. Mirza, onun büyüdüğünü görsün, yeter. Onunla birkaç saat… sadece birkaç saat. Başka dileği yok. 
Beni sevdiğini düşündüğüm herkesin beni terk ettiği dünyamda, sevilmek istemiyorum ben artık… Hoyrat ellerime her alışımda kırılan, camdan narin bir oyuncak sevgi. 
Sevgi, hayatımdan koparılarak çıkarılan insanlar demek benim için, sevgi terk edilişin ilk işareti. 
"Seni seviyorum…" söyleyenin vedası bana. 
"Başlangıcı, sonu sadece ben olayım. Sadece benim tenime karışsın teni… Sadece benim olsun Sahra'm. Tüm gizemlerini bana açsın, ruhunda girmediğim tek kapalı oda kalmasın istiyorum." 
"Artık ilk adımları atıldı geceyi teslim alan dansın… 
Çalılıkların arasından çıktım çoktan. Özenli bir çabayla kurulmuş kapanımın tam ortasında Sahra... Kozasından sıyrıldığında kelebeğin güzelliğinin de ötesi olduğunu kefşediyor gözlerim. Bana açılan sayfanın okunmuş olduğu gerçeği ilk defa canımı yakıyor hayatımda."

#3: Tutku Çemberi - Paula Quinn
O her kadının hayaliydi… Esmer, yakışıklı ve 'Tutkulu' lakabına sahip Lord Brand Risande, baştan çıkarıcılığın vücut bulmuş haliydi.
Ama savaş alanı ve yatak odasındaki hünerinin altında çok acı bir sır vardı: kalbini mühürleyen ihanet. Herkese korku salan bu şövalye, savaşta kazand
ığı toprakların başına geçmek üzere yola çıktığında en heybetli düşmanıyla karşı karşıya geleceğinin farkında bile değildi.
...Fakat yalnızca bir kadının kaderiydi. Leydi Brynnafar Dumont halkını korumak için her şeyi yapmaya kararlıydı… Buna babasını yenen vahşiyi baştan çıkarmak da dahil. Soğukkanlı bir canavar beklerken, onun yüzüne bile bakmayan son derece çekici bir erkekle karşılaşacaktı. Tüm masumiyetine rağmen, mücadeleye değecek tek savaşta Lord Brand'i yenmek için tüm cazibesini kullanmak zorundaydı...
Aşk savaşında...

#4: Biri Sır Mı Dedi? - Victoria Dahl
Gel deyince gelmeyen, git deyince gitmeyen, laftan anlamayan bir erkek hayal edin. 
Nasıl? 
Hayal etmeniz çok kolay oldu değil mi?
Molly'nin başı tam da böyle bir erkekle derttedir. Bir zamanlar tavlamak için çok uğraştığı Cameron, ilişkilerinin bitişini bir türlü kabullenememiştir. Ondan kurtulmak için, halasından miras kalan eve yerleşmek üzere doğduğu kasabaya geri döner. Burada da onu başka bir erkek modeli beklemektedir. Çocukluk aşkı Ben, daha önce hiç karşılaşmadığı türden bir adamdır ve Molly'nin erkekler konusundaki ezberini bozmuştur. 
Kendini yeni bir dünyanın içinde bulan Molly'nin belalısı laf anlamaz Cameron ise onu adım adım izlemektedir.
Molly'nin herkesten gizlediği sırrını, hiç olmaması gereken bir yerde, bütünüyle yanlış bir şekilde ortalığa sermek üzeredir.

Kesin unuttuğum bir kitap var, ama ne yapalım artık... Bir dahaki sefere unutulan zavallı kitapçık, çünkü şu an seni hatırlayamıyorum. (Özrümü de dilediğime göre, aslında tam olarak özür değil ama çaktırmayın, bir soru: Bu dört kitaptan birini okuyan var mı? Varsa nasıllar? Şu an için elimde zilyon tane "okunacak" kitap var fakat daha erken başlamamı gerektirecek kadar iyi olan varsa, belki öne alabilirim *-*)

Gerçi son iki kitaptan pek umutlu değilim ama bakalım. Kitap kitaptır. Okuyup göreceğim. :D Zaten "Biri Sır Mı Dedi?" okunup yeni sahibine gitmeyi bekliyor. Söz verdim, okuduktan sonra onu Damla'ya göndereceğim. Aslında sadece o yüzden bile o kitabı erkene almam lazım ama işte, bir türlü kendimi onu okumaya ikna edemiyorum şu sıralar... Pf.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder