Ruh Hırsızı (Soul Screamers, #1) - Rachel Vincent | Yorum


Adı: Ruh Hırsızı
Orijinal Adı: My Soul to Take
Yazarı: Rachel Vincent
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 312
Goodreads Puanı: 3.91
Seri: Soul Screamers #1
Puanım: 2/5


İNSANLARIN RUHUNU ÇALAN KARANLIK BİR GÜÇ… 
Kaylee ölüleri görmüyor, ama…
Çevresinde ölmek üzere olan biri varsa bunu hissediyor. Ve bu öngörü esnasında kontrol edemediği bir güç, çığlık atmasına neden oluyor. Hem de kulakları sağır edecek bir çığlık.
TÜM KÖTÜLÜKLERE MEYDAN OKUYAN, ENGEL TANIMAZ BİR AŞK!
Kaylee'nin tek isteği okulun en havalı çocuğuyla olmanın keyfini çıkarmaktır ama Nash onun çığlıklarının ardındaki gizemi bildiğinden, sıradan bir ilişki onlar için sadece hayaldir. Okul arkadaşları gizemli bir şekilde ölmeye başladığındaysa, sıradaki kurbanın kim olduğunu sadece Kaylee bilecektir.
Ancak onları kurtarması imkânsız gibi görünmektedir çünkü bir ruhu kurtarmanın bedeli, bir diğerini kaybetmektir...


Fuardan aldığım bir başka kitaptı bu ve doğrusu, Türkçe'ye çevrilmesinden önce karşıma bir şekilde çıkan, az çok merak ettiren kendisini, sonra da unutulan bir kitaptı. Sonra fuarda bunu ve serinin Türkiye'de çıkmış olan diğer kitabı olan Ruh Kapanı'nı satın aldım; şimdi de okuyorum işte sırayla. Öyle aşırı merak ettiğim bir kitap değildi, daha çok zaman geçsin, biraz da eğleneyim kafasında aldığım bir kitaptı yani. Ve aldığıma değdi mi, yoksa hiç okumasam daha mı iyiydi, pek karar verebilmiş sayılmam.

Şöyle ki kitabı okurken eğlendiğim oldu. Zaten başladığım gibi bitirdim denebilir. Boş vaktim vardı, kitap okumak istiyordum ve okudum; en fazla üç saat sürdü yani kitabı bitirmem. Başlarda sürekli yüzümü buruşturuyordum çünkü (belki bundan önce okuduğum kitabın "mükemmel" denebilecek kadar iyi olmasından, belki de bu kitabın gerçekten böyle olmasından) bana bayat gelmişti. Bu tür kitaplara alışkın olmama rağmen, bu denli bayat gelmesi beni şaşırttı çünkü genelde pek rahatsız olmam okurken. Okudukça ve olaylara girdikçe, beni rahatsız eden birkaç şey ortadan kalktıysa da yenileri eklendiğinden tam olarak sevemedim bu kitabı, fakat bir noktada kendimi kaptırarak okuduğum için de sevmedim de değil. Kararsızım derken çok ciddiydim; çok ortalama bir kitaptı benim için ve sevdim mi yoksa sevmedim mi, net bir şey diyemiyorum sanırım. 

Nash'in ilk başlarda Kaylee'ye çok yakın davranması insanda "Ne oluyoruz be?" tepkisi yaratıyor çünkü zaten Nash'in "okulun popi çıcıkları" arasında olduğunu biliyoruz. (Çocuk değil, dikkat çekmek istiyorum: çıcık.) Ve Kaylee de kendisini pek popüler olarak tanımlamıyor, o yüzden Nash neden Kaylee'ye birden ilgi göstermeye başladı ki? diye düşünürken, olaylar başlıyor ve bir süre sonra bize bir açıklama veriliyor, fakat bize verilen açıklamayı yeterince tatmin edici bulamadım ben. Yani az çok anlayabiliyorum yazarın düşünce yapısını ama bence biraz daha sağlamlaştırmayı deneyebilirdi nedenlerini.
"Eastlake Lisesi'ni evren olarak düşünürsek, ben kesinlikle Emma Gezegeni'nin yörüngesinde dönüp onun gölgesinde kaldığı halde mutlu olan bir uydu olurdum. Nash Hudson'sa göz kamaştıracak kadar parlak, dokunulamayacak kadar sıcak, kendi solar sisteminin merkezinde duran bir yıldız olurdu. Dans pistinde tüm bunları unutmuştum. Işığı doğrudan beni aydınlatıyordu ve sıcaktı." - syf. 12
Aynı şekilde bir "Ölüm Meleği" olayı var ki bana gerçekten saçma gelmişti. Kimin öleceğini belirleyen listeler oluşunu anlarım, fakat bu listelerin bölgelere hatta binalara bölünmesini ve bu listelerin bir Şef'in bilgisayarında tutulmasını anlamam. Ya da ölüm meleklerinin "işe alınıyor" oluşunu. Ya da işe alınırken "testlerden" geçmelerini. Bu kısım o kadar saçma geldi ki bana. Zaten Kaylee bu durumun "çok bürokratik" geldiği yorumunda bulunuyor, fakat bu yazarın, kitaba koymuş olduğu ölüm meleği sisteminin saçma oluşunu değiştirmiyor bence. Ne demek ölüm melekleri kimlerin öleceğini bilgisayarlara kaydediyorlar? Ne de-mek? Bence burada çok daha yaratıcı ve biraz daha paranormal işlere gidilebilirdi.

Olaylar benim zevkime göre biraz fazla hızlı gelişti. Daha ne olduğunu anlayamadan Nash ve Kaylee öpüşüyorlardı, genç kızlar ölüyordu ve bütün bu paranormal durumlar ortaya fırlatılmış gibiydi. Kitabın sonu da tahmin edilemez bir şekilde geldi fakat tıpkı ölüm meleği durumunda olduğu gibi, sonu da beni pek tatmin etmedi. Sanki yazar, kitaptaki olayı bir an önce sonlandırabilmek için araya bir çırpıda yazılmış bir son eklemişti; böylece ikinci kitaba geçebilecekti, çünkü elinde yarım bir olay kalmamış olacaktı. Olaylar ana karakterden çok uzaktı bence, buna rağmen kız resmen içlerine girebilmek için çabaladı durdu; onun bu çabasını oldukça yersiz buldum.

Ayrıca yazarın bu paranormal durumları yaratışı da fazla amatör geldi bana. Bir Alt Dünya'dan bahsedildi, fakat hakkında pek bir şey söylenmedi. Yapılan tanımlar, verilen bilgiler çok yetersiz geldi bana. Yazar birkaç şey yaratmış, onları da yarım bırakmış hissi yarattı. Kendimi kitaptaki birçok şeyde daha fazla detay ararken buldum yani. 

Şimdi dönüp bakıyorum da yazdıklarıma, kitapla ilgili pek olumlu bir şey dememişim ya ben. Ama okurken az da olsa eğlendim, merak da ettim, sonuna geldiğimde ağzımda bir tatminsizlik tadı bırakmış olması ise büyük bir hayal kırıklığı. Rachel Vincent'ın Serseri serisini okumuştum yıllar önce (ki onları da tekrardan okumam gerekiyor) ve o kitaplar daha bir sağlamdı sanki, fakat şimdi gidip baktım da Serseri'yi Ruh Hırsızı'ndan önce yazmış. Belki de o kitaplar düşündüğüm kadar iyi değildi, bilemedim şimdi. 

Bu yorumu daha fazla uzatma gereği duymuyorum, diyecek pek bir şeyim kalmadı. Serinin ikinci kitabını da okuyacağım çünkü aldım, ama gelecekte Pegasus devamını çevirme kararı alırsa okur muyum pek bilemiyorum. Bundan daha iyi kitaplar kesinlikle bulabilirsiniz. Ha, belki bunlar bana çok batmıştır ve siz seversiniz bilemem, ama bana oldukça yetersiz geldi kitap ve almadıysanız pek almanızı tavsiye etmiyorum. Belki birinden ödünç alınıp okunabilir, ama o kadar.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

2 yorum:

  1. Ben azda olsa sevmiştim kitabı ama sen neredeyse hiç sevmemişsin. :D Gerçi ben kitabı okuduğum dönemler hep aynı kurgulara denk geldiğim için farklı bir şeyler okumak için çıldırıyordum. Bansheeleri de Teen Wolf'dan sevdiğim için biraz ayrıcalık yapmış olabilirim kitaba. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Orijinalliğine lafım yok, fakat yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı sevmedim :D Bence çok daha başarılı bir şeyler çıkartabilirdi elindeki malzemeden :P Ayrıca belki de öyledir, çünkü ben şu sıralarda gerçekten farklı şeyler okuyorum, o yüzden bu bana çok sıradan geldi :D

      Sil