Benim Uzak Yıldızım (Starbound, #1) - Amie Kaufman & Meagan Spooner | Yorum

Adı: Benim Uzak Yıldızım
Orijinal Adı: These Broken Stars
Yazarı: Amie Kaufman & Meagan Spooner
Yayınevi: GO! Kitap
Sayfa Sayısı: 520
Goodreads Puanı: 3.96
Seri: Starbound #1

O gecenin, devasa uzay gemisi ikarustaki diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.
Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarverın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilacın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.
Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…

Şu sıralar hiçbir şey yazasım, paylaşasım yok doğru düzgün fakat üşengeçlik bulutunu üzerimden atmak için hiçbir şey yapmazsam böyle gider bu, o yüzden de şu saniyelerde kendimi bu kitap yorumunu yazmak için zorluyorum :D Bazılarının aksine ben bu kitabı pek beklemiyordum. Bazı yabancı instagram hesaplarında ve bloglarda çokça gördüğüm doğru ama garip bir şekilde - sanırım bir kabulleniş - kitabı edinmek için hiçbir çabaya girmemiştim. Sonra GO! Kitap çevirdi ve evimize kadar adeta servis etti :) 

Son zamanlarda kitaplara başlamadan önce arka kapak yazılarını ve/veya konularını okumuyorum. Eğer az çok ilgimi çekiyorsa, kapağı veya adıyla, okunacaklar listeme ekliyorum. Zaman bulursam da okuyorum! Benim Uzak Yıldızım'ın da konusuna bakmamıştım okurken ve düşünüyorum da, eğer bakmış olsaydım bu kitabı okur muydum? Pek sanmıyorum. Tarver Merendsen fakir ve Lilac LaRoux, LaRoux Sanayi'nin tek varisi ve Roderic LaRoux'un tek çocuğu, sosyetenin prensesi, destansı bir güzellik, vesaire vesaire... Bu özellikler birçok YA ve Teen kitaplarında görmeye alıştığımız şeyler ve açıkça söylemek gerekirse, bütün o zengin-fakir sosyetenin onaylamadığı çift durumlarından biraz sıkılmış bulunmaktayım. Ama bu kitabı sevmemiş olmamın nedeni bu değil.

Eren'le konuşana kadar aklımda bir senaryo vardı. İşte ilk kitapta bunlar sevgili olacak, üçlemenin diğer iki kitabında da artık klişeleşmiş bir şekilde toplumsal kurallara ve kızın babasına, askerlere ve paparazzilere meydan okuyarak aşklarını kanıtlayacaklardı. Sonra bana ikinci kitabın tamamen farklı karakterler hakkında olduğunu söyledi ve bu düşünce çatırdadı, çatladı ve kırılarak tuzla buz oldu... Zaten o konuşmadan sonra kitaba biraz da olsa ilgi duymaya başladım diyebilirim.

Kitap kesinlikle kötü değildi fakat sıkıcı bir giriş yaptığı inkar edilemez. Yapılan kaza ve Tarver'la Lilac'ın adaya düşüşleri zaten kaçınılmazdı, arka kapakta bile yazıyormuş. (Sonrasında oturup okudum.) Devamında gelen "vahşi doğada hayatta kalma" durumu ise beni son derece sıktı çünkü kitabın büyük bir bölümünde tek olan şey karakter gelişimi ve hayatta kalma mücadelesiydi. Karakterleri sevdim ve yakınlaşmış olmaları da hoşuma gitti. (Gerçi bu da kaçınılmazdı. O iki karakter yakınlaşmasaydı dizi biterdi.) Ama kitabın sonunda patlatılan bomba, bahsi geçen fısıltılar ve kızın babasıyla ilgili öğrenilenler beni pek tatmin etmedi...

Kitap yaklaşık 500 sayfa ve kitapta gerçekten merak ederek okuduğum 150 sayfa için sıkılarak okuduğum 350 sayfayı göz ardı edemiyorum. Bazı kitaplar vardır, sonunda öyle bir bomba patlatır ki o noktaya gelene kadar ne kadar sıkıldığını unutursun; tek düşünebildiğin kitabın ne kadar başarılı, ne kadar güzel olduğudur. Ne yazık ki bu kitap benim için bunlardan birisi olmadı. Ha, okuyan birçok insanın sevdiğini duydum; sadece bana hitap etmiyordu sanırım. Yoksa kalitesiz veya kötü değildi ama benim beklentilerimi karşılayamadığı, o heyecanı pek tadamadım.

Seriye devam etme düşüncesine sahibim fakat bunun nedeni farklı karakterleri sokarak ne yapacakları yazarların. Kitabın sonunda potansiyel var ve nereye bağlayacaklar, gerçekten merak ettiğim tek şey bu sanırım. Ayrıca GO! Kitap'ın fiyatları da son derece uygun. Beğenmeme potansiyelimin varlığını bu kadar net bildiğim bir kitaba 25-30 lira hayatta bayılmazdım fakat "kitapçıya gidiyorsunuz, 20 lira veriyorsunuz ve size 3 lira geri veriyorlar!" (Burada bir arkadaştan alıntı yaptım. Yorumu okursa kendini görecektir.)

Karakterleri sevdim. Tarver'ın sorgu odası konuşmalarında komik bulduklarım vardı ve Lilac her ne kadar o klişe "sosyete prensesi ama sakladığı bir yanı var" kız olsa da, kendini ne kadar kastığını, güçlü durmak ve Tarver'a ayak bağı olmamak için ne kadar çabaladığını görüp de onu sevmemek - benim için en azından - pek mümkün değildi. Belki bu kitabı farklı bir dönemde okumuş olsaydım daha çok sevebilirdim. Belki de "sorun sende değil, bende" tipi bir nedenden beğenmedim. Gerçekten bilmiyorum. Tek bildiğim, beğenmediğim için üzüldüğüm çünkü yüksek bir beklentim vardı.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder