Yeni Kitaplarım! #10


Bir süredir kendime "Kitap almayacaksın Ezgi, kitap almayacaksın Ezgi," diyor olsam bile bu kitap almama yasağını üst üste çiğnemekten de geri kalmıyorum valla. Kendime kitap almayı yasaklamamın üzerinden bir Kocaeli Kitap Fuarı, arkadaşlarla sahaflar pasajı geçtiğim bir haftasonu, annemi sürükleyerek Mephisto'ya girdiğim bir başka haftasonu ve daha dün, annemin beni D&R'a saldığı o dakikalar geçti... Size bu duygusal anların hepsinden bahsedeceğim :D

1) Sahaflar Pasajı Macerası

Aslında o haftasonunun amacı kitap almak falan değildi. Taksim'e gidecek, Sushi Express'de sushi yiyecek, biraz takılıp dağılacaktık. Evet amacımız sushi yemekti :D Sonra ben Taksim'de hiç sahaf bilmediğimden yakındım ve "Hadi sahaf bulalım!" diye herkesi sürüklemeye başladım. Sağ olsun, Yandex bize çok yardımcı oldu ve kaybolmadan sahaflar pasajını bulduk. Ama Yandex'e gelene kadar nerelerden geçtik ne siz sorun ne ben söyleyeyim... (Tabii ki de söyleyeceğim.)

İlk önce Bora'nın "yeterince kültürlü görünüyor" dediği bir adamla aramızda şöyle bir konuşma geçti:
Biz: "Afedersiniz acaba yakınlarda sahaf nerede bulabiliriz?"
Adam: "Sahaf mı, o da ne?"
Biz: "Eski kitaplar falan satıyor."
Adamın yanındaki kadın: "Şu cadde sonunda D&R var, o olmaz mı?"
Biz: "Neyse teşekkürler..."

Sonrasında işte, Yandex'i açtık falan ama, Taksim'in en saçma ara sokaklarından geçirdi bizi. Gerçekten... Bir sokaktan geçiyoruz böyle, kısık sesle "Sakın durmayın," dememiş olsam bile kimsenin durup da etrafı seyre dalacağını sanmıyorum. Transgender bireylerin çalıştığı bir genelevin önünden de geçmedim diyemiyorum o günden sonra... Dışarıda büyüklü küçüklü çok fazla erkek vardı. O tür bir yerden tek başıma geçmeye asla cesaret edemem sanırım. Ama dört kişiydik - değil mi, aşırı kalabalık! - ve tek kız bendim. Yani eğer başımıza bir şey gelmiş olsaydı erkekleri arkaya atıp önden kaçabilirdim (falan dermişim) :D


Neyse, sağ salim sahaflara vardıktan sonra ben bütün pasajın altını üstüne getirdim ve şu iki kitabı satın aldım en sonunda! Kitapları orijinal dillerinde okumaya bayılıyorum fakat tabii bunu sadece İngilizce için yapabiliyorum ama olsun. Normalde de yabancı kitaplar çok pahalı ama bu ikisini toplam 15 liraya mı ne almıştım. 

2) Kocaeli Kitap Fuarı Macerası

Diyeceksiniz fuarın macerası mı olur diye. Olur efendim, hem de nasıl olur! Aslında fuara gidemeyecektim fakat günlerden salıydı ve tatildi. Sanırım 23 Nisan olduğu içindi ama tam tarihi hatırlayamadım şu an. Neyse, dedik ki birkaç arkadaş, "Hadi fuara gidelim, oradan da Yade'nin babası bizi okula bırakır." Belki biliyorsunuzdur, benim okulum Gebze'de. Gebze ise güya Kocaeli'de. Ama bence değil. Merkez ile arasındaki mesafenin o kadar büyük olduğunu inanın bilmiyordum!

Öncelikle annem sabah ben ile Baran'ı Gebze Center'a kadar bıraktı. En başta yol çok uzun olduğu için demiştik ki, "Boşverelim fuarı falan, temiz temiz Gebze Center'da biraz takılalım, sonra okula döneriz." Sonra Yade Baran'a direkt fuar alanına kadar giden bir otobüs olduğundan bahsetmiş. Ben de heyecanlandım tabii. Fuar ve ben çok yakın iki arkadaşız ne de olsa :D

Sonra bindik otobüse. Uzun bir yolculuktan sonra, şoför bizi NCity'de indirdi fakat meğersem o iş o iş değilmiş. Eh, biri İstanbullu biri Bodrumlu, ikimiz de bilmiyoruz ki Kocaeli'ni. Tabii biz oranın ora olmadığının farkında değiliz. Açlıktan da ölüyoruz bir yandan. NCity'de bir şeyler yedik ilk, sonra çıktık dışarı... Bir de ne görelim! Kocaman harflerle Kocaeli Fuarı yazan yer aslında aradığımız yer değilmiş. Baran aradı Yade'yi, işte biraz konuştular falan. En son öğrendik ki, gitmemiz gereken yer bulunduğumuz yerden 15 dakika mesafedeymiş.

Tamam dedik, başladık yürümeye. Ama benim sırtımda çanta, elimde laptop çantası. Baran da benzer şekilde. Fuardan sonra okula döneceğiz ya, yüklenmişiz eşyaları. Bir de o gün sanırım şu ana kadarki en sıcak günlerden biri ve ben kot pantalon tişörtleyim. Terden ve sıcaktan ölüyorduk neredeyse. Ben de deli gibi susamışım çünkü hava gerçekten çok sıcaktı. Bir benzincide durduk, ben bir lavaboya gittim geldim, yüzüme su falan çarptım. Sonra devam ettik yürümeye bir süre daha...

En sonunda fuar alanına geldiğimizde ölmediğime şaşırmıştım gerçekten. Tümbürük Kız bizi kapıda karşıladı! Fuara gideceğimi haber verdiğimde onu aramıştım çünkü asıl plan onunla buluşmaktı daha önce gidebilseydim; sonra olmayınca üzülmüştük ikimiz de. İlk önce onunla biraz gezdik falan, sonra Yade ve Bora gelince ben onlardan ayrılarak Baran, Yade, Bora üçlüsünün peşine takıldım :D 


Ne kadar tuttuklarını hatırlamıyorum ama hiç ummadığım kadar kitap aldım bu fuardan, fotoğrafta da görebileceğiniz üzere :D Bazı kitaplar görünmüyor o yüzden tam liste yapayım:
  1. Şampiyon - Marie Lu
  2. Tek İsim Tek Kader - John Green & David Levithan
  3. Telepati - Leonardo Patrigani
  4. Rosie Projesi - Graeme Simsion
  5. Dikenlikler Prensi - Mark Lawrence
  6. Paralama Defteri - Keri Smith
  7. Yetenek - Kristin Cashore
  8. Pulbiber Mahallesi - Didem Madak
  9. Ah'lar Ağacı - Didem Madak
  10. Grapon Kağıtları - Didem Madak
  11. İskambil Destesi - Murathan Mungan
  12. Delifişek - José Mauro de Vasconcelos
  13. Edebiyat Nedir? - Jean Paul Sartre
  14. Ölümüne Sadakat - Nora Roberts
  15. Baştan Çıkaran Ölüm - Nora Roberts

3) "Anne kitapçıya gidelim!" Maceraları

Bunlar aslında pek macera sayılmaz. Adından da anlaşıldığı gibi, annemi sürükleyerek kitapçıya götürdüğüm zamanlardan oluşan bir dizi gün sadece. Birinde Mephisto'ya birinde de D&R'a götürmüştüm :D Ne Kocaeli Fuarı ne de Sahaf Pasajı kadar ilginç değiller... Ondan anlatmak yerine direkt kitapları koyacağım :D


Peyniraltı Edebiyatı ilk önce Ağustos 2014'te, Sena ile Mephisto'ya gittiğimde aldığım bir dergiydi ve Boris Vian'la tanışma sebebimdi. Sonra geçenlerde yeniden Mephisto'ya gittiğimde dergiyi bu kadar sevmeme rağmen almaya devam etmediğimi fark edip üzülmüştüm ve hemen o ayki sayısını kaptım! Henüz okuma şansım olmadı fakat Anton Çehov'la ilgili bu sayısı. 

Elimdeki son Boris Vian kitabı olan Çıtırlar Farkında Değil'i bitirdiğim için yeni bir kitap almam lazımdı ve babamla en son konuşmamızda Yürek Söken'den "Gerçekten de insanın yüreğini söküyor," diye bahsetmişti. Ben de dedim ki: "Onunla devam edelim o zaman."

Sınıf arkadaşlarımdan Sezen'le bir keresinde Vian hakkında konuşuyorduk, ben o sıra Günlerin Köpüğü'nü okuyordum yanılmıyorsam ve konu Bukowski'ye gelmişti. Sezen yazardan son derece övgüyle bahsedince açıkçası merak etmiştim fakat sonra unutulup gitmişti. Sonunda okuyabileceğim!

Şampiyonların Kahvaltısı ise tamamen Zuhal'in Vonnegut'a duyduğu sevgi nedeniyle aldığım bir şey. Geçen sene İngilizce dersinde Vonnegut'ın kitaplarından birinin bir sunumunu yapmıştı ve beynimiz patlayacak noktaya gelmişti, bir tek onu hatırlıyorum o sunumdan, fakat sanırım bir yıl, beynimin iyileşmesi için yeterli bir süre :D Babama gösterdiğimde gerçekten iyi bir kitap olduğunu söyledi. Okumak için sabırsızlanıyorum!

Portobello Cadısı ise benim ilk Paulo Coelho kitabım olacak. Dünyada Simyacı'yı okumamış tek insan falan olabilirim sanırım ama nedense canım hiç o kitaptan başlamak istemedi, ben de bir süredir aklımda olan bu kitabı aldım. Bir an önce okumak istediğim bir başka kitap işte *-*

4) Sevimli Hediyeler

Geçtiğimiz ay içerisinde elime iki kargo ulaştı!

Bunlardan bir tanesi Olimpos Günceleri'nin tek tanrısı Apollon'un sevgi dolu paketi, bir diğeri ise yeni bir arkadaştan doğum günü hediyesi! Doğum günüme daha çok olmasına rağmen paket elime geçtiğinde nasıl mutlu oldum, anlatamam :D Bu sene çünkü pek bir şey beklemiyordum kimseden ve gerçekten çok mutlu oldum :D Haziran çocuğu olmak zor çünkü okullar kapanınca kimse hatırlamıyor :P

Niyazi'nin hediyesi ise tamamen ayrı bir şey ve onun hakkında pek konuşmak istemiyorum çünkü evine uçup ona sarılasım geliyor her seferinde :D Eh, evi çok uzakta olunca yapamıyor insan -,- Neyse çok uzatmadan resimleri koyayım :D 


Ve sanırım bu kadar! Geçtiğimiz ay içerisinde edindiğim tüm kitaplar... Sonra Ezgi'nin neden elindeki okunacak kitaplar hiç azalmıyor. Neden acaba?... Hmm. Bilemedim ki.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder