8. Beyoğlu Sahaf Festivali {1}


Geçtiğimiz haftada Kadıköy sahaflarını gezmiş, sahaflar hakkında az çok bir fikir edinmiştim ve bunun üzerine bu haftasonu Beyoğlu'nda sahaf festivali olduğunu öğrenmem (ki bunu öğrenmem çok şans eseriydi, takip ettiğim bir kitap blogunda bu konuyla ilgili bir yazı görmüştüm) çok güzel oldu. Hasta falan demedim, akan bir burun ve ağrıyan bir boğaz eşliğinde babamla beraber kendimi sokaklara attım. Daha geçen gün listeme yeni kitaplar eklenmiş olması bir şey değiştirmiyordu elbette ve yine kitaplık rafına koymak üzere birçok kitap aldım. Sanırım kitap okumayı seven insanların en büyük sorunu da bu.

#1: Noel'de Ölüm (In Death, #7) - Nora Roberts

Kimsenin yalnız olmaktan hoşlanmadığı Noel dönemi, New York'un en havalı eşleştirme servisi 'Size Özel' için, yalnız kalpleri bir araya getirmenin tam zamanıdır. Ancak Teğmen Eve Dallas, bir seri katili yakalamaya çalışırken, çok vahim bir şey keşfeder: Katilin bütün kurbanlarının izi 'Size Özel'e uzanmaktadır. Cinayetler devam ederken, Eve gerçek aşkı arayan yalnız insanların dünyasına girmek ve onları bir sonraki kurbanını arayan katilden korumak için büyük çaba harcar. Bu çaba, yardımcısı Peabody, dosta Feeney ve kocası Roarke'un desteğine rağmen, Eve'i kaçmaya çalıştığı geçmişi ve insanoğlunun karanlık iç dünyasıyla yüzleşmek zorunda bırakır.

Ve Ezgi, seriyi tek tek tek toplamaya devam eder... 

#2: Harry Q Davası'nın Ardındaki Gerçek - Joel Dicker

"Marcus, birini ne kadar sevdiğinizi anlamak için tek bir yol olduğunu biliyor musunuz?"
"Hayır."
"Onu kaybetmek."
1978... Harry Quebert 35 yaşında tecrübesiz bir yazardır. Nola ise bir lokantada garsonluk yapan genç bir kız.
Harry ve Nola birbirlerine tutkuyla âşık olurlar. Bu kural tanımaz aşk, Harry'ye, dönemin kült romanı olmuş başyapıtını yazdırır, onu bir günde meşhur eder, ancak romanı bitirdiği sıralarda Nola sırra kadem basar.
2008... Efsane yazar Harry Q'nun malikânesinde, bahçeye gömülmüş bir ceset bulunur. Cesedin Nola'ya ait olduğunun tespit edilmesiyle ülke çapında büyük bir skandal patlak verir. Bu dehşet verici olayı çözümlemek ise Harry'nin eski bir öğrencisine, ilham arayışıyla onu ziyarete gelmiş genç yazar Marcus Goldman'a kalır.
Çok geçmeden, bu sakin sahil kasabasının, hiç de göründüğü gibi tekin bir yer olmadığının farkına varan Marcus, bu gizemli hikâyenin ardındaki korkunç dramın peşine düşer. Gerçek, hayal gücü sınırsız bir yazarı bile şaşırtacak türdendir.
Kahramanı gibi genç bir yazar olan Joël Dicker, Harry Q. Davası'nın Ardındaki Gerçek'le edebiyat dünyasında eşine az rastlanır bir başarı kazandı. Sadece ülkesinde 1 milyondan fazla satan ve en saygın edebiyat ödüllerini toplayan roman, kısa sürede 35 dile satılarak şimdiden türünün klasikleri arasına girdi.
Türü mü? Aşk, gerilim, polisiye, dram... Kısacası hayat.

Hani bazı kitaplar vardır, ne kadar ilginizi çekse de paranıza kıyıp alamazsınız; ucuzladığında da saniyesinde satın alırsınız. Bu kitap benim için onlardan biri oldu. Bu biraz üzücü bir düşünce fakat yapacak bir şey yok, gerçekler. Ayrıca 600 küsür sayfayla gerçekten kalın bir kitap ve son zamanlardaki okuma hızım düşünülürse ne ara okuyup bitireceğim, en ufak bir fikrim yok...

#3: Dublin Caddesi (On Dublin Street, #1) - Samantha Young

Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerika'dan iskoçya'ya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.
Bulduğu ev Dublin Caddesi'ndeki havalı binalardan birindeydi.
Yolda bir adamla karşılaştı.
Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Braden'la.
Joss, Braden'ın her zaman kolunda taşıdığı Barbie kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu.
Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir?
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlesiniz?
Trajedi. Seks. Tutku. Kahkaha. Kıskançlık.

Bu kitabı kendi kişisel "zafer"im ilan ediyorum. Üç sahafa baktım, dördüncüde satın aldım. Neden? Çünkü o ilk üç sahafta 10 TL'ye satılıyorken, dördüncüde 5 TL'ye bulmuştum! Bu konuda hala çok gururluyum, çünkü bu da tıpkı Harry Q gibi pahalı olsa almayacağım, ucuza bulduğumdan çantaya attığım bir kitap oldu. 10 TL'ye pahalı dediğimden değil tabii, ama ucuz bulmuşum, hiç bırakır mıyım?

#4: Osmanlı'da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler - Rıza Zelyurt

Osmanlı düzeni aslında, özgür düşünce ortamı, kültürel çoğulculuk ve hatta (sıkı durun) demokrasi bakımından bir cennetmiş! Gerçekler böyle mi? Gerçekten Osmanlı bir hoşgörü, özgür düşünce, çoğulculuk vb. Cenneti miydi? Osmanlı`da Karşı Düşünce`de bu soruların yanıtlarını bulacaksınız.

Diyeceksiniz "Ezgi en son Osmanlı ve tarih ödevinden yakınıyordu," diye; fakat bilmiyorum, bu senenin konusunun Osmanlı olması üzerine bu kitabı görmek bir işaret olmalı bence. Ayrıca gerçekten ilgimi çekti ve belki de bu seneki makale-sınavlarımdan birini bu konu üzerine bile yazabilirim; tabii eğer din ve cinsellik üzerine yazmazsam. Seçenekler, seçenekler...

#5: Kimse Okumazsa Ben Okurum! - Ayşe Arman


Kitap sunuşu nasıl yazılır bilmem ki. Ayşe Arman işte... Kendini kedisini sever anne sever erkek sever uyku sever seks sever oyun sever şaşırtmayı sever ve her şeyi merak eder. Biraz masum biraz yılan. Bir kadınla küçük bir kız arasına sıkışmış gibi. Bir tutam salaklık bir tutam cesaret ve cehalet iyi niyet ve fazlasıyla samimiyet. Kimilerinin sevdiği kimilerinin nefret ettiği biriyim ben. Bu da benim kitabım. Ama sizi uyarıyorum çoğu yayımlanmış yazılar. Olsun bir nevi Toplu Eserler I. Kitaplı biri olmak kitapsız biri olmaktan iyidir. Evet okumayacaksınız diye üç buçuk atıyorum ama sonra kendimi sakinleştiriyorum: "Kimse okumazsa sen okursun...

Ya aslında bu kitabı almamın pek de bir hikayesi yok; gördüğüm saniye bu şeyi okumam gerekiyormuş gibi hissettim, o kadar.

#6: Aşkın Ömrü Üç Yıldır! - Frédéric Beigbeder 

Sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerinki üç gün. Kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkınki üç. Böyle işte. İlk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı.
İlk yıl, "Beni terk edersen kendimi ÖLDÜRÜRÜM" denir.
İkinci Yıl, "Beni terk edersen, acı çekerim, ama kendimi toparlarım" denir.
Üçüncü yıl, "Beni terk edersen şampanya patlatacağım" denir.
Sizi aşkın hayat boyu sürdüğüne inandırırlar, oysa aşk kimyasal olarak üçüncü yılın sonunda yok olur.
İlk yıl eşyalar satın alınır. İkinci yıl eşyaların yerleri değiştirilir. Üçüncü yıl eşyalar paylaşılır. Hakikat, aşkın mis kokuları araısnda başlayıp bok kokuları içinde bitmesidir.

Sahafın çalışanı resmen elime tutuşturdu, "Bak sen bunu çok sevecekmiş gibi duruyorsun," dedi. O sırada zaten Ayşe Arman'ın kitabını almıştım ve orada da çok uygun bir ... alırsan ... TL şeyi vardı; biraz kurcaladım kitabı, ilginç bir şey olabilecekmiş gibi duruyordu. Ben de aldım. 

#7: Ölümün Kimyası (David Hunter, #1) - Simon Beckett

Adli tıp uzmanı David Hunter kendisini mahvoluşun eşiğine getiren bir trajedinin üstüne eski hayatını terk edeli üç yıl olmuştur. Norfolk’un ücra bir köyünde doktor olarak çalışmakta ve geçmişini arkasında bıraktığına inanmaktadır. Ama sonra Sally Palmer’ın cansız bedeninden geriye kalanlar bulunur... Ceset vahşice kesilip biçilmiştir. Polis katili bulmak için Hunter’ın uzmanlığına ihtiyaç duymakta, o ise bu işe karışmamayı umutsuzca istemektedir. Sonra bir kadın daha ortadan kaybolur ve Hunter’a sığınaklık etmiş olan o birbirine bağlı toplum kocaman bir korku ve paranoya girdabında boğulur.
Herkes herkesten şüphelenmektedir. Bir anda, saklanacak hiçbir yer kalmaz...

#8: Gölgede Dans (Buchanan-Renard, #6) - Julie Garwood

“Anlıyorum. Sen yaşıyorken ben seyrediyorum. Her şeyi sürekli planlamak yerine arada bir anlık bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyorsun. Ancak senin de bildiğin üzere, ben zaten anlık bir şey yapıyorum.”
Düğün ve Gelin adlı eserleriyle beğeni toplayan Julie Garwood yazdığı gerilim ve tarihi aşk romanlarıyla tüm dünyada adını duyurdu ve Gölgede Dans adlı eseriyle de Romantic Times Career Achievement ödülüne layık görüldü.
Hayatına yön vermeye çalışan bir kadın...
Açığa çıkmak üzere olan bir sır...
Sınırları zorlayan bir katil...
Huzursuzluğun ortasında beklenmedik bir aşk... Boston ve Teksas arasında mekik dokuyan bu romanı elinizden düşüremeyeceksiniz. Çünkü Gölgede Dans, her
adımda tutkunun ve tehlikenin hissedildiği yakıcı bir tango.

Bu iki kitabı (7 ve 8 numara) sahaf çalışanı ciddi anlamda elime tutuşturdu. Ben de aldım. Çünkü arada böyle şeyler yapmak gerekir. Bazen bunu D&R'da falan da yaparım. Çalışanlardan birini kitaplara çekiştirir, "Sizce neler güzeldir?" deyip birkaç kitap önerisi vermesini sağlarım çünkü bu şekilde belki normal şartlarda almayacağım fakat gerçekten güzel olabilecek kitaplar keşfetme şansı edinebiliyorum. Hoş bir şey. *-*

#9: Egoist Olma Sanatı - Josef Kirschner

Ne yazık ki çoğumuz, başkalarının hoşuna gitmek telaşı ile çevreye uymayı daha kolay bir yaşama yolu olarak tercih ederiz.
Böyle yapmakla, kendimize özgü ve ihtiyaçlarımıza uygun bir hayat sürmek yerine, genel davranış kalıplarına uyan birer kukla haline geliriz. Çünkü:
- Sorumluluklarımızı kendimiz taşımak yerine, başkalarının üzerine atmayı tercih ediyoruz.
- Başkalarına kendimizden daha çok inanıyoruz, çünkü bizim için aslında neyin doğru olduğunu bilmiyoruz.
- Mutluluğumuzu ve kendimizi geliştirme hakkımızı korumaya hazır değiliz.
- Kendimizi özgür kılacak en önemli gücü, yani hayal gücünü sürekli olarak gözardı ediyoruz.
- Önemliyi, önemsizden ayırma konusunda pasif davranıyoruz.
Josef Kirschner, dünya çapında ün kazanmış olan "Egoist Olma Sanatı" adlı kitabında, size hayatınızın iplerini kendi elinize almanın nasıl olabileceğini anlatıyor.

İnsanların düşünceleri büyük bir bağlayıcı olabiliyor ve bu iplerden kurtulmanın bir yolu varsa, aramaya gönüllüyüm. Belki bu kitap düşündüğüm gibi çıkmayacak, fakat öyle olsa bile, yeterince ilginç duruyor.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder