Yorum: Ev Kızı Evren (Altın Günü, #1) - Filiz Şakar

Adı: Ev Kızı Evren
Yazarı: Filiz Şakar
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı: 408
Goodreads Puanı: -
Seri: Altın Günü #1
Puanım: 2/5

 Kitaplar, gizem ve cinayet; mükemmel birleşim.
-Tess Gerritsen-
Tess Gerritsen Ev Kızı Evren'in karakterlerinden biri, üstelik bu kitap için sarfettiği övgü dolu sözcükler kapakta yer alıyor.

- Wattys 2015 Kazananı - 
56 hafta boyunca Macera Kategorisi birincisi olarak kaldı - 54 bin yorum, 107 bin oy aldı. 

Salata yaparken bıçağı ne kadar hızlı kullandığınızla övündünüz mü hiç? Övünün ! Ya da beşinci katta cam silerken en uzak noktayı bile pırıl pırıl yapabilmek için ne kadar güç sarf ettiğinizi fark ettiniz mi? Edin! Peki, halıya dökülen mürekkebi nasıl çıkaracağınızı biliyor musunuz? Bilin! Bütün bunları bilince bir ev kızının neler yapabileceğine hayret etmeyeceksiniz. Ev Kızı Evren polisiye bir olayı mizahi diliyle anlatırken, heyecanla kalkıp en yakındaki tavayı sapından sıkıca kavramanızı sağlayabilir. Ve sıradan bir tavayla, bir kahraman yaratmış olabilir… 

"Ben bir masal kahramanı değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım. Ben bir ev kızıyım. Gerçeğim. Hem de Külkedisi'nin, Rapunzel'in, Pamuk Prenses'in olamayacağı kadar gerçeğim. Hayatınızın hiçbir ânında onları göremezsiniz. Ama beni görebilirsiniz. Belki kız kardeşinizimdir. Ya da bir arkadaşınız. Ya da siz… Oradayım. Hemen yanı başınızda..."

Görebileceğiniz üzere, birkaç günlük bir okuma sürecinden sonra Ev Kızı Evren'i bitirdim. Kendimle çok gurur duyuyorum bu konuda çünkü:
1) Bu, bu ay okuduğum onuncu kitap.
2) Edindiğimden çok kısa süre sonra okuduğum ender kitaplardan bir tanesi.
3) Sınav haftasındayım ve yine de hızlı bir şekilde okuyup bitirdim.


Şimdi... gelelim kitabın yorumuna. Ev Kızı Evren, kafamı bazı noktalarda çok karıştıran, kendi içimde düşünce çatışmaları yaşamama ve kafamda tam olarak oturtamadığımdan, etrafta yahu şimdi ben bunu beğendim mi beğenmedim mi diye dolanmama neden olan bir roman. Türü biraz muğlak. Polisiye desem, tam olarak bir polisiye değil. Mizah desem, sadece mizah bu kitabı anlatmaya yeten bir etiket değil. O yüzden ben bu kitabın türüne kendimce "absürt mizahi polisiye" dedim. Ya da işte bu üç kelimenin çeşitli kombinasyonlarını kullanabilirsiniz.

Yine ve yine bir liste yapacağım çünkü o zaman düşüncelerimi toparlamak çok daha kolay oluyor.

- Az önce bahsettiğim üzere, kitapta bir absürtlük var. Şöyle ki, kitapta olup biten her şey kendi içinde bir mantıkla yürüyor fakat bu mantık, bizim içinde yaşadığımız dünyanın mantığına her zaman uymak zorunda değil. Kitabın en başında, giriş kısmında, "Bu kitaptaki kişi ve yerler bir paralel evrende gerçektir," tarzında bir cümle var. Tam cümleyi alıntılayamıyorum çünkü kitabım şu an yakınımda değil fakat bununla varmak istediğim nokta şu ki: eğer kitabı kendi içinde bir evren olarak kabul ederseniz, mantığa aykırı gelen bu durumlar bir sorun olmaktan çıkıyor. 

Mesela, bir sahnede Evren, benzin istasyonuyla bir otoban arasındaki bir ormanda bir nevi mahsur kalmış durumda. Bu iki yapı da onun koşarak varabildiği yerler, yani bu orman (ya da ağaçlık alan demek belki daha doğru olur) aslında çok da geniş bir alan kaplamıyor fakat burada bir ayı tarafından bayağı uzun bir süre kovalandığı bir sahne var. Normalde, orada bir ayı olması pek beklenilecek ve olası bir şey değil fakat Evren'in evreninde (bknz: LEL) bu son derece olağan bir durum.

Ben bu absürtlük hakkında bu kitabın da yaratılışı bu demeden önce son derece rahatsızdım bu durumdan ama bu kabullenme durumu gerçekleştikten sonra kitap daha bir akıcılaştı.

- Kitabın bu absürt havasını sürdüren bir diğer unsur, kitaptaki duygu ve detay eksikliği. Evren'in içinde olduğu durum veya yaşadığı şey ne kadar kötü olursa olsun, kitaptaki duygular ön planda olmadığı için Evren, büyük travmalar veya duygusal engeller yaşamadan bir sonraki olaya veya macerasına, ilk macerasına atıldığı hızla atılabiliyor. Karakter bir olaydan ötekine, duygusal olarak pek de etkilenmeden atlayabildiğinden kitap duraksamadan ilerlemeye devam ediyor.

- Fakat, duygular değilse de, kitaptaki detayların genel olarak olmayışı beni rahatsız eden unsurlardan birisiydi. 

Örnek vereyim. Evren, kitabın en başında bir Bestseller Yazarlar Konferansı'na katılmaya hak kazanıyor. Bu konferans, son derece gizli saklı bir şekilde yürütülüyor ve her sene sadece bir adet blogger katılabiliyor. Katılımcılar, konferans bitiminde bu konferans hakkında hiçbir şey paylaşamaz, söyleyemez, yayamazlar. Buraya kadar sorun yok fakat kitap, bunların nedenlerini hiçbir zaman açıklamıyor. Herkes bunu olduğu gibi kabulleniyor fakat Evren (bu yüzden de okuyucu) konferans hakkında bence söylenmesi gereken tüm detaylardan yoksun bırakılmış. Bu konferans neden düzenleniyor? Neden sadece bir blogger katılabiliyor? Bu bloggerın katılım amacı ne? Neden bu konferans Türkiye'de gerçekleşiyor? Bu konferansta ne yapılıyor? Bu konferansın bu kadar gizli olmasının nedeni ne? Neden, neden, neden...

Kitaptaki birçok şey, bu neden sorularıyla donanmış haldeydi. Sadece var olan ve varlıkları asla açıklanmayan, açıklanmadığı gibi karakterler tarafından sorgulanmayan uygulamalar, örgütler, bilgiler... Evren, bütün kitap boyunca başkalarının ona söylediği şeylere inandı ve başkalarının onu yönlendirdiği şekilde davrandı. Bu durumun birkaç istisnası var elbette ama genel olarak ana karakter Evren değil de, Hazal gibiydi benim gözünde. Evren de daha çok, Hazal'ın gelişiminde katkı sağladığı yan karaktere benziyordu.

Elbette bir ev kızının gözü kapalı bir şekilde, kimseden yardım almadan bir cinayet araştırmasına veya katil avın dalmasını beklemiyorum. Sorun bu değil zaten. Fakat tüm kitap boyunca bütün işi Hazal yaptı, ana karakter olması gereken Evren de oturup izledi gibi hissettim ben. Hazal hep olan biten hakkında Evren'den daha çok şey biliyordu ve bunları son ana kadar ondan saklıyordu. Zaten, öyle olunca, bir olay gerçekleşecekse Hazal arkaplanda tüm hazırlığı yapıyor, Evren'e zorla da olsa anlatıyor, sonra hoop bahsedilen olay gerçekleşiyordu ve Evren olaya "hazırlıklı" bir şekilde gidiyordu.

- Beni rahatsız eden bir diğer şey ise, kitapta olan biten her şeyin kurgulanmış olmasıydı. Şimdi böyle dediğimde biraz mantıksız geldiğinin farkındayım fakat ortadaki suçun çözülmeme gibi bir ihtimali yoktu. Her şey ince ince ayarlanmış, bu olursa şu olur tarzı, arada boşluklar ve yanılsamalara izin vermeyecek bir ağ ile örülmüştü. Kitabın bir noktada polisiye olduğunu düşünürsek, o açıdan pek etkilenmedim.

Hiç sorun yaşamadılar olan biteni çözerken. Sanki ellerinde Evren'in yemek tariflerinden biri varmış gibi, adım adım ilerlediler ve pat! Olay çözüldü. Meğersem Hazal bilmemkimin şeysiymiş de o da böyle bir şey biliyormuş da zaten her şey de onunla bağlantılıymış falan da filan. 

- Evren'in ajanlık ve katil kovalamaca kavramlarına getirdiği ev kızı yaklaşımı eğlenceliydi. Kitabın absürt doğası içinde, bir ev kızının kendi adını temize çıkartmak adına katil kovalaması, bu uğurda istemsizce ajan eğitimi alarak birdenbire kendini dünya çapında bir ajanlık örgütünde görev yaparken bulması... Kız birini döverken aklından yemek tarifi geçiriyor be.

- Ha, aklıma gelmişken, kitaptaki tek yabancı katilimiz Edward. (Tess Gerritsen'ı saymazsak elbette.) Ki bu da garip, çünkü tamam, kurgu Türkiye'de geçiyor olabilir fakat dünyaca ünlü bir yazar ölüyor ve katil olarak Evren şüpheli. Neden sadece Türkler ilgileniyor bu olayla? Ya da, bunlar dünyanın çoğu yerinde birimi olan bir ajanlık örgütüne katılıyor. Neden Türkiye'de sadece Türkler görev yapıyor? Kitapta neden sadece öldüren ve öldürülen yabancı ve diğer herkes Türk???

- Kitapta, duyguların arkaplanda olduğunu söylemiştim. Bu yüzden ortada aşk hiçbir zaman olmuyor fakat bu, Evren ve Hazal'ın arkadaşlıklarının bir ilişki başlangıcı gibi durmasına engel değil. Sevgili olmayacaklarını okurken bilmiyor olsaydım, Evren ve Hazal'ın eşcinsel aşıklar olduğuna gerçekten inanabilirdim. Öyle konuşmalar geçiyor ki aralarında, bazılarının sonunda uzun uzun öpüşmelerini bekliyor insan. 

Hazal gerçekten de bazı kitaplarda gördüğümüz, elinden her iş gelen ve ana karakter kızı sık sık kurtaran, az biraz koruyucu ana erkek karakter tiplemesinin kız versiyonu gibi. Gizemli, elinden birçok iş geliyor ve Evren'le aralarında o tarz bir erkek karakterin yaşayacağı türden diyaloglar yaşanıyor.

- Kitapta beni sanırım en çok rahatsız eden şey, detay eksikliğinden sonra, bazı konuşmaların çok yapmacık durmasıydı. Bazı konuşmalar gerçekten de günlük dile hiç uygun değildi ve zorlama hissettiriyor, sayfada emanet gibi duruyordu. Bu bütün konuşmalar için geçerli değildi elbette ama dikkatimi çekip kitabın bazı noktalarda akıcılığını engelleyecek kadar mevcuttu.

Buraya örnek eklemek isterdim ama yine ve yine kitabım yanımda olduğu için ekleyemiyorum... Belki bir ara bu yorumu düzenleyip eklerim. Üşenmediğimi varsayıyorum tabii bunu derken. (Elbette üşendi.)

Sonuç olarak, bu upuzun yazıyı özetlemek gerekirse, Ev Kızı Evren yer yer beni rahatsız eden unsurların da bulunduğu ve absürtlüğe bir kere alıştınız mı okuması eğlenceli, absürt mizahi polisiye türünde hızlı okunan bir kitaptı. Serinin bir sonraki kitabı çıktığında okur muyum emin değilim.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

5 yorum:

  1. Ben bu kitabın bir kısmını wattpad de okuyup bırakmıştım çok anlamsız ve absürd geldi

    YanıtlaSil
  2. Tabiki sıkıcı gelmiş olabilir zevkler ve renkler hesabı lakin cidden mükemmel bir kitap bana göre.İş yerindeki arkadaşlarımla beraber okuyoruz bir yarış içine girdik.Tek kuralımız işte okumak dışarda okumak yok.Kime yoğunluk az gelirse o kazanacak gibi ama belli olmaz inşallah ben bitiririm :D

    YanıtlaSil
  3. Kitabın sonunda insanda soru isareti kaliyo bence sonu acık bitmeliydi

    YanıtlaSil