24 Mart 2016 Perşembe

Adı: Kargalar Meclisi
Orijinal Adı: Six of Crows
Yazarı: Leigh Bardugo
Yayınevi: Novella Dinamik
Sayfa Sayısı: 528
Goodreads Puanı: 4.41 
Seri: Six of Crows #1
Puanım: 4/5

 İntikam duygusuyla yanıp tutuşan bir mahkûm. Bahis düşkünü bir keskin nişancı Ayrıcalıklı hayatını geçmişte bırakan bir kaçak, Hayalet ismiyle tanınan bir casus Hayatta kalmak için sihir kullanan bir cellat Ve hepsini bir araya getiren kaçış uzmanı bir hırsız, 6 Tehlikeli serseri 1 Imkânsiz görev. Bu ekip büyük bir felaketi önleyebilecek tek seçenek, tabii önce birbirlerini yok etmezlerse.

Grisha'nın sadece bir kitabını okumuş, bazı sebeplerden dolayı seriye devam edememiştim; bu sayede de Kargalar Meclisi'ni okumak için Grisha'yı bilmenize gerek olmadığını söyleyebilirim. Grisha'nın ana karakteri Alina'nın adı sadece bir kere geçiyor, o da önemsiz bir detay olarak.

Kargalar Meclisi, üçüncü şahıstan ve farklı karakterler üzerinden anlatılıyor. Kitabın büyük çoğunluğu, Kaz & Inej ve Nina & Matthias ikililerinin hikayeleri üzerinden gitse de, aslında bütün karakterlerin arkaplanı ve yaşadıkları yer yer anlatıldığından, hiçbir karaktere yabancılık çekmiyorsunuz. Ben bu tarz, karakter geçmişini günümüzdeki hikayeye bağlayan, sadece o anı değil, daha geniş bir zamanı anlatan kitapları sevdiğimden kitap bu noktada tam kalbime doğru konuşuyordu.

- Kitaptan bir puan kırmamın nedeni, ilk başlarında bana Kargalar Meclisi'nden önce okuyup daha çok sevdiğim iki romanı hatırlatması. Normalde insanlar, bir kitap sevdikleri bir başka kitabı anımsattığında o kitaba daha bağlanırlar fakat burada bu benim için pek geçerli olmadı.

Kaz Brekker karakterini hırsız, yalancı ve bir çetenin lideri olması bakımından Locke Lamora'nın Yalanları'ndaki Locke Lamora'ya benzettim. Locke'un yaşadığı dünyada da Kaz'ın dünyasının çetelerine benzer çeteler vardı ve bu çeteler çeşitli dümenler çevirip başkalarını soyma peşindeydi. Bu dünyada tek yaptıkları bu değil elbette lakin benzerlik beni ilk sayfalarda rahatsız edip durdu.

Yine Kaz'ı, bu sefer de insanların korktuğu ve saygı duyduğu, geçmişinde trajik olaylar olması ve imkansız görevlere deli riskleri alarak, aynı zamanda da görevlerin bazı kısımlarını çok güvendiği takım arkadaşlarından bile saklayarak icra eden bir karakter olması bakımından Son İmparatorluk'tan Kelsier'e benzettim. Kelsier, benim şu ana kadar okuduğum en harika karakterlerden biri olduğu için bu sanırım Kaz Brekker'a büyük bir iltifat fakat dediğim gibi, bu durum beni kitaba bağlamadı pek.

- Bu yukarıda bahsettiğim durum dışında, sanırım kitapta sevmediğim hiçbir şey yok. Karakterlere bayıldım. Elbette favorilerim Kaz ve Inej. Bütün kitap boyunca bu iki karakteri durmaksızın shiplemiş olmama rağmen, kitabın sonunda tatmin olmuş değilim. Ayrıca eğer bu serinin sonunda bu çift gerçekleşmezse, bu benim için büyük bir hayal kırıklığı olacak.

Inej, Kaz'ın çetesi olan Döküntüler'in casusu ve son derece sessiz hareket edebilmesi nedeniyle Hayalet lakabını almış, 17 yaşındaki bir genç kız. Kaz'ın çoğu sırrını bu sayede biliyor ve saklıyor.

Kaz ise çetenin yine 17 yaşındaki, gayriresmi lideri. Gelmesinin ardından Döküntüler'i toparlıyor ve saygı duyulan, korkulan bir çete haline getiriyor. Topal olması nedeniyle bastonuyla geziyor ve aynı zamanda eldivenlerini başkaları varken asla çıkartmıyor. Elbette sevgili Inej hariç.

Kitabı okuyanlar, şu sahneleri anlayacaktır:

- Eldivenlerini Inej'in önünde çıkartan Kaz
- Inej'den ona şapka sipariş etmesini isteyen Kaz
- Tekne sahnesinde Inej'i taşıyan Kaz
- GENEL OLARAK INEJ VE KAZ

Bir de tabii Nina, yani Döküntüler'in bir üyesi olan Grisha Cellat'ı ve onun yavuklusu drüskelle Matthias var. B ikili hakkında pek konuşmayacağım ama onların hikayesi de pek kusursuz sayılmaz. Gerçi, böyle aşktan delicesine bahsettiğime bakmayın. Kitapta aşk, Nina ve Matthias'ın anlatıldığı sayfaları saymazsak elbette, %5'lik bir dilim ya kaplıyor ya kaplamıyor. Belki de bu kadar geri planda olması nedeniyle takmışımdır buna. Yaşayın gitsin be, ne tutuyorsunuz kendinizi?!

Ha bir de, bütün kitap boyunce Jesper ile Wylan'ın çift olmasını istedim ama olmadılar. Belki ikinci kitaba. Kahpe kader.

- Eğer sınavlarım bırakmış olsaydı kitabı tek bir oturuşta bitirirdim, net. Son derece akıcı olmasının yanında, durmayan aksiyon insana sayfa üzerine sayfa çevirttiriyordu. Tüm kitap boyunca sıkıldığım tek bir yer hatırlamıyorum.

- İçinde yaşadıkları dünya ve yer yer karakterlerin acımasız oluşu beni kitaba daha çok bağladı. Gerçi Kaz'ın bir adamın gözünü çıkarttığı sahnede rahatsız olmadım desem yalan olur. Kitabı daha gerçekçi kılan, içinde yaşadıkları dünyanın adaletsiz ve acımasız hatlarını vurgulayan sahneler gerçekten hoşuma gitti. Cehennem Kapısı'ndaki o dövüşler ise bunun sadece bir başka örneği.

Keşke daha uzun olsaydı. Kesinlikle sıkılmadan bir 100-200 sayfa daha okurdum. Gerçi Grisha'yla kıyaslandığında yine bayağı uzun bir roman fakat işte, insan beğendiği zaman sayfalar ona az geliyor!

0 yorum:

Yorum Gönder

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai