Aşkın Ömrü Üç Yıldır - Frédéric Beigbeder | Yorum

Adı: Aşkın Ömrü Üç Yıldır
Yazarı: Frédéric Beigbeder
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 170
Goodreads Puanı: 3.50
Seri: -

Sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerinki üç gün. Kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkınki üç. Böyle işte. İlk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı.
İlk yıl, "Beni terk edersen kendimi ÖLDÜRÜRÜM" denir.
İkinci Yıl, "Beni terk edersen, acı çekerim, ama kendimi toparlarım" denir.
Üçüncü yıl, "Beni terk edersen şampanya patlatacağım" denir.
Sizi aşkın hayat boyu sürdüğüne inandırırlar, oysa aşk kimyasal olarak üçüncü yılın sonunda yok olur.
İlk yıl eşyalar satın alınır. İkinci yıl eşyaların yerleri değiştirilir. Üçüncü yıl eşyalar paylaşılır. Hakikat, aşkın mis kokuları arasında başlayıp bok kokuları içinde bitmesidir.

Bu kitap, 8. Beyoğlu Sahaf Festivali'nden aldığım kitaplardan biriydi ve bir sahaf çalışanının "tavsiyesi" üzerine almıştım. Biraz baktıktan sonra içine, yeterince ilginç olduğuna karar vermiş olmam sanırım o gün verdiğim en iyi kararlardan biriydi çünkü bu kitap gerçekten ilginçti. Aslında, yakın bir gelecekte başlamayı planlamadığım, fakat başladığını görünce "Katılmalıyım!" düşüncesiyle bir katılımcısı olduğum Okuma Şenliği Güz 2014 etkinliğindeki kategorilerden birine yerleştirdiğim bir kitaptı. Eh, kısa da olunca, insan bir an önce başlayabilirmiş gibi hissediyor. Şu sıralar okumam gereken çok kitap olmasına rağmen başlama sebebim en azından kısa olmasıydı.

Kitaba 23 Eylül 2014, saat 22:30 sularında başladım; şimdi de bu yorumu, en azından bu satırları, 24 Eylül 2014, 21:15 sularında yazıyorum. Kısacası kitabı bitirmem bir günden kısa sürdü; ki okul işleri, dersler ve ödevler, o bu şu derken, bu kadar hızlı bir şekilde sona ulaşmayı beklemediğim bir gerçekti. 

Kitabı okumaya başlarken ondan ne beklemem gerektiğini bilmiyordum, yani ortada bir "beklenti" söz konusu değildi; ilk birkaç on sayfayı aynı boş zihinle okudum, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyor, gelecekte neler olabileceğini tahmin etmeye başlamak için bir nokta bekliyordum. O noktanın, kitabın son 10 sayfasına kadar gelmediğini söylemek istiyorum; bunu söylerken de aynı zamanda daha önce varlığını hiç bilmediğim bir yazımın etkisinde olduğumu belirtmek gerek. 

Kitap, yazarın Marc adındaki bir karakterin yaşadıklarını anlatmasıyla başlayarak sonra kendi hayatına doğru ilerliyor ve bunu da belirtiyor zaten; diyor ki, bundan sonra kendimi anlatacağım. Fakat kitapta geçen ismin Marc olması beni çoğu noktada şüpheye düşürmüştü; "Acaba yazar sadece mükemmel bir kurgudan mı ibaret?" Kitabın sonlarında yazar, kendi adını da işin içine katarak, yaşananların gerçek olduğunu kanıtlamış oluyor. Evet, kitapta yazanlar yazarın başında geçen şeyler.

Ben normalde o gerçek hikayeleri sevmem. İçlerinde bir durgunluk olur, kurgunun bir parçası onlarda eksiktir ve akmazlar. Bu kitapsa bunu yaşatmadı bana; kurguda olabilecek birçok şeyi içerdiği gibi, aslında biraz da fazlası vardı bile denebilir. Yazarın serpiştirdiği cümleler bütünle süper bir uyum içerisinde ve o yüzden "Biri bana ders veriyor," diye düşünmüyorsunuz. Bu kitap, yazarın tecrübelerinden oluşuyor ve o da bunu okuyucuya sansürsüz bir şekilde anlatıyor.

Etkilendim, çünkü kitap bana olabileceğini düşünmediğim şeylerin varlığını gösterdi. İki kısımdan oluşuyor ve ikinci kısmın başına kadar kitabın anlattığı şeyin "Karısını aldatan bir yazarın, karısını aldattığı kadına kavuşamayışı ve o kadına hissettiği aşk; aynı zamanda da karısını nasıl aldattığını" olduğunu düşünüyordum. Aslında bu da yanlış sayılmaz; sadece, gerçeğin tamamı değil, o kadar. Kitabın aslında anlattığı şeyin ne olduğunu söylemek istemiyorum çünkü okuyup öğrenirseniz kesinlikle daha kalıcı bir etki yaratacaktır.

Aynı zamanda, kitapta o kadar çok cümle çizdim ki, birkaç alıntı yapmazsam eksik hissedeceğim:
Peri masalları sadece peri masallarında vardır. Hakikat daha aldatıcıdır. Hakikat her zaman aldatıcıdır, herkes bu yüzden yalan söyler.
İstediğim şeyin aşktan kaçmak olduğunu anladığım güne kadar aşkı aradığımı sandım.
Sizi sevdiğiniz şeyden tiksindirmeyi amaçlayan bu sistemi (yazar burada evlilikten söz ediyor) yaratabildiğine göre, aşkın gücü, o inanılmaz kudreti, Batı toplumunu dehşete düşürmüş olmalı.
Kitabın öyle bir anlatımı var ki, az önce de bahsettiğim gibi, sadece o konulardan söz ediyormuş hissiyatı uyandırıyor sizde ve, "Hep aynı şeyleri mi anlatacak?" diye düşünmeden edemiyorsunuz; ya da en azından bana öyle oldu. O yüzden sonu geldiğinde o kadar beklenmedik ve aynı zamanda sevimliydi ki, şaşkınlıkla sevinci aynı anda yaşıyorsunuz; son, içinizi ısıtıyor.

Okurken düşünüyordum, "Acaba ben bu kitabı önerir miyim, önermez miyim?" ... Son bölümleri okuyana kadar bir belki diyeceğimi, yani meraklısına bırakacağımı düşünüyordum; fakat o son kısımlar benim bu kitaba olan bakış açımda oldukça çok şey değiştirdi. Etkilendim ve sizlerin de etkilenmesini istiyorum; yani bu kitap benden bir evet aldı. 
(Aynı zamanda yazarın diğer kitaplarını da bulabildiğim kadarıyla okumayı düşünüyorum. Ki bu bende pek olmaz.)

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder