İstanbul Kitap Fuarı - 15 Kasım 2014


Doğrusunu söylemek gerekirse, Pilli Kütüphane bana kendi yazısını yazmakta olduğunu söyleyene kadar ikinci (aslında üçüncü, çaktırmayın) bir TÜYAP yazısı yazmayı düşünmüyordum. Ha, yazamam gerekiyor, orası ayrı; fakat şu geçtiğimiz hafta sonu o kadar yoruldum ki, bırakın yazısını yazmayı, yaşananları düşünmeye bile üşenir oldum. Normalde de üşengeç birisiyimdir de, bloga yazı veya yorum girmek olunca konu pek üşenmem, işte bu sefer deli gibi üşeniyorum... Hangi birinden başlasam, neyi, nasıl, ne derece detaylandırarak anlatsam o kadar emin olamıyorum ki. Neyse ben başlayayım da devamı gelir bir şekilde ^^

O zaman 15 Kasım'ı anlatarak başlıyorum... Şimdi bizim 15 Kasım'da TÜYAP'a gitmemiz, (bizden kastım; ben, Serfinaz ve Ensar) Wattpad'in Türk elçilerinden olmamızla ilgiliydi biraz da. Hani Wattpad için gitmemiz gerekmeseydi de giderdim de ben, ama elçicikler olarak gittiğimiz için günümüz TÜYAP ve kitap odaklı olmaktan çok Wattpad odaklıydı. 

Sabah ben erkenden gittim fuar yerine, tam saat 10'da içeri aldılar beni, başka birçok insanla birlikte, ve ben direkt Pilli Kütüphane'nin de olduğu Müptela standında buldum kendimi. Zaten fuar süresince o standı o kadar benimsedim ki, artık bir noktada "Müptela" değil, "bizim yayınevi" olmuştu konuşurken falan, o derece :D Sabahtan Filiz'le benim Pegasus Yayınları alışverişimi hallettik, çok da güzel oldu. Aldıklarımı ya bu yazının en sonuna koyarım ya da yeni bir yazıda yazarım, çünkü o kadar çok kitap var ki!

Serfinaz birkaç saat sonra geldi, o geldikten sonra Müptela'nın standından ayrılarak ilk önce Parola, Ephesus, sonra da Postiga'ya bakıp yazarların gelip gelmediğini kontrol ettik. Bilen biliyordur, bilmeyen için söyleyeyim, Postiga'da 15 Kasım'da on yazar falan vardı; çoğunluğun imza günüydü, geri kalanların da kitaplar henüz çıkmamıştı, ama yanılmıyorsam tarihler yakın o kitaplar için. Henüz yazarlar gelmemişti o yüzden biraz dolandıktan sonra Serfinaz'la Müptela'ya geri döndük, yardım ettik standda. Ensar gelene kadar da devam ettik.

Ensar'ın geldiği saaten sonra yazarlar yavaş yavaş gelmeye başladılar, ve dürüst olacağım, en başta kimin kim olduğu hakkında çok çok az bir fikrim vardı... sonrasında ama oturdu her şey, tanımadıklarımızla tanıştık, tanıdıklarımızla selamlaştık. Postiga'nın önü o kadar kalabalıktı ki! Zaten küçük bir standları vardı, bir de dar koridora altı (sanırım) yazarın imza günü kuyruğu, oldukça düzensiz bir şekilde, sığdırılmaya çalışılmıştı. Pek kuyruk gibi değildi zaten, daha çok bir kalabalıktı çünkü bir yazarın kitabını imzalatan diğerine geçiyordu genelde. Eh, hepsi Wattpad yazarı olunca. Burcu Demet hamileliği nedeniyle gelememişti İzmir'den, gözlerimiz onu arasa da artık bir daha ki sefere :(

Öykü ablanın kitabı İntikamın Sırrı çok geç geldiğinden onun imzası da geç başladı. Yazarlarla konuştuğumuzda bize 18:00'dan sonra gelmemizi, yapılacakları ondan sonra halledebileceğimizi söyledikleri için biz de Müjde ablayla konuşmak üzere Parola'ya gittik. Ona bir selam verip kendimizi tanıttıktan sonra da Müptela'ya geri döndük. Orada henüz imza günleri başlamamıştı fakat biz geldikten sonra Işıl Parlakyıldız ve Nehir Erdem geldi; işte standda imzalar için yer açıldı, yavaş yavaş bir kuyruk oluştu falan filan derken, Müptela'da da fazla yardıma kalamadık ve yazarların okuyucularıyla sohbetlerimize başladık, birkaç kişiyle fotoğraf bile çekildik ^^

Bir süre etrafta Wattpad kullanıcılarıyla sohbet ettik, onlara sorular sorduk falan filan derken, diğer tarafı da kolaçan etmeyi unutmadık. Postiga ve Müptela arasında dolanıp durduk ve çok kalabalık olduğundan, aslında iki dakikalık bir mesafeyi, on-on beş dakika sürelerle kat ettik. Kalabalık o kadar fazlaydı ki 15'inde fuarda, sürekli birilerine çarpıp durdum... 

İntikamın Sırrı'nın fuara ulaştığının haberini aldığımızdaysa Serfinaz'la direkt Postiga'ya uçtuk - bu sırada Ensar ve arkadaşları kullanıcılarla sohbete devam ediyorlardı - ve kendimize birer kopya satın alarak [Serfinaz Hissiz ve Belalı Korumam'ı da aldı, bende listemdeki diğer kitaplara ayırdığım paradan artan olmadığı için sadece İntikamın Sırrı'nı alabildim :'(] imza kuyruğuna girdik. İmzalı kitaplarımızı aldıktan sonra oradaki okuyucularla biraz sohbet ettik, sonra da Müptela'ya geri dönerek diğer eşyalarımızın arasına bıraktık kitaplarımızı.


Bu noktada pek işimiz kalmamıştı, o yüzden dağılıp yemek yedikten sonra tekrar buluştuk. Günün bir kısmını atlamam gerekiyor şu an, çünkü o sıralarda ne yaptığımı pek hatırlayamıyorum, ama en sonunda yazarların bize verdiği saat geldiğinde Postiga standına gittik ve röportajlara başladık. Çok uğultu vardı, anonslar yapılıyordu falan derken birkaç röportaj aldık ama çok ağır ilerledik. Bir noktada yazarlar McDonalds'a gitmekten söz ettiler, kabul ettik ve böylece röportajlara karanlıkta bulduğumuz tek sokak lambasının altında, soğukta devam etmemiz gerekti. Hem biz hem de onlar oldukça donsa da, eğlenceli saatler geçirdik. Müjde ablanın (Albayrak) röportajı bir türlü olmadı, en az 6 kere denendi, sonuncusunda yanımızdan traktör geçince pes ettik hatta.

Bu arada yazarlar diye söz ettiğime bakmayın, tek tek isim vermeye üşeniyorum da. Yoksa hepsini çok sevdim, çok tatlı insanlar, böyle yazarlar deyince samimiyetsiz geldi de birden, o yüzden açıklayayım dedim. Öykü abla hatta ince giyindiğim için kızdı falan, sonra Ensar ceketini verdi sağ olsun. :P

Röportajlar bitmeden diğer Müjde abla (Aklanoğlu) ile beraber ben fuara geri döndüm, bana sıradaki tur kitabımız olan Bir Şans Daha'yı imzalayarak verdi. (Kitaplar henüz kargolanmamış da.) Böylece kitabın imzalı bir kopyasına sahip oldum ^^ Sonra Serfinaz falan da bana katıldı ve Müptela'ya geri döndük. Fuar yavaştan kapanmaya başlamıştı çünkü 20:00'ye geliyordu saat ve ben de ayırdığım parayla Filiz'i alarak alışverişlerimi tamamlamak üzere işe koyuldum. Nasıl bir maceraydı bunun kendisi bile sadece, anlatsam kaç paragraf yazı olur. Beraber resmen belli salonları turladık, standa hızlı dönmemiz gerektiği için koştur koştur oraya, koştur koştur buraya gidip gelip durduk. Kitap maratonu gibi bir şey oldu yani. 

Hangi yayınevlerine gittiğimizi bile hatırlayamıyorum da, bir tek şeyi hatırlıyorum. GO! Kitap'a gittiğimizde The 100 kalmamıştı, ben de sadece Yabancı'yı alabilmiştim (resmen alınanlardan spoiler verdim), sonra standdaki arkadaş - ismini hatırlayamadım şimdi - bana poster ve ayraç verdikten sonra Filiz standdan The 100'ın ön okumasını alarak bana verip "Al oku, belki diziye falan başlarsın heveslenip," dediğinde yıkıldım. Zaten diziyi hafta hafta takip eden biri olarak o kitabı daha fazla istememin mümkün olmadığını söylediğimde, eğer 16'sında kitap gelirse benim için ayıracaklarına dair söz aldım. Ama geleceğini pek düşünmüyorlardı.

Sonrasında boynu bükük, bacakları yorgun bir şekilde Müptela'ya geri döndüm. Aldıklarımı bavula yerleştirmeme yardım etti Filiz, sağ olsun, ve sonra ne yaptık? Bak o kısmı hatırlayamadım şimdi. Ama en sonunda Serfinaz ben, Filiz ve kuzeni Burak şeklinde fuardan ayrılarak günü sonlandırdığımızda bende bir bavul dolusu kitap vardı... artık o koştuğumuz yirmi dakika içerisinde ne yaptıysak.


Ha, şimdi hatırladım! Bir de, Nehir Erdem'le Işıl Parlakyıldız'a kitaplarımı imzalattım. Bilen biliyor Duygu'yu sevememiştim, fakat hazır imzası varken imzalatayım dedim. İmzalı kitap göz çıkartmaz -,- Çiçek Kızlar'ı okumadım henüz, zaten o da TÜYAP sayesinde edindiğim bir kitap ve ne ara okunur bilemiyorum pek. Ama o da imzalı bir şekilde rafımda yerini aldı, çok da tatlı oldu. İşte bunlar Filiz'le o koşuşturma sonucunda aldığım kitaplar:
Kitapları tam bir liste olarak daha sonra paylaşacağım için bu kadarıyla (ve yukarıda belirttiğimle) yetinmeniz gerekecek. O kadar çok kitap var ki, hepsini bu yazıya koymaya kalksam valla oku oku bitmez. Orjinal planım 15 ve 16'sını bu yazıda anlatmak, sonra aldıklarımı yeni yazı yapmaktı ama sadece 15 bile çok uzun olunca işte, kestim 16'yı buradan. Bu kitaplarla ilgili diyebileceğim tek şey şu an için, toplamın 330 TL tuttuğuydu. Hangisi ne, tam hatırlayamıyorum, o yüzden bu kadarla geçelim bu kısmı.

Büyük ihtimalle 16'sını anlatacağım yazıyı yarın eklerim çünkü şu an onu yazmaya o kadar üşeniyorum ki.... bu arada şimdi fark ettim, bir yazı nasıl üşenmeyle başlayıp üşenmeyle bitebilir? :P

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder