Yorum: Nemesis (Nemesis, #1) - Anna Banks

Fotoğrafın sahibi: bookishaddict.wordpress.com

Adı: Nemesis
Yazarı: Anna Banks
Yayınevi: Feiwel & Friends
Sayfa Sayısı: 367
Goodreads Puanı: 3.87
Seri: Nemesis #1
Puanım: 2/5

T A N I T I M

Princess Sepora of Serubel is the last Forger in all the five kingdoms. The spectorium she creates provides energy for all, but now her father has found a way to weaponize it, and his intentions to incite war force her to flee his grasp. She escapes across enemy lines into the kingdom of Theoria, but her plans to hide are thwarted when she is captured and placed in the young king’s servitude.

Tarik has just taken over rulership of Theoria, and must now face a new plague sweeping through his kingdom and killing his citizens. The last thing he needs is a troublesome servant vying for his attention. But Mistress Sepora will not be ignored. When the two finally meet face-to-face, they form an unlikely bond that complicates life in ways neither of them could have imagined.


Sepora's gift may be able to save Tarik’s kingdom. But should she risk exposing herself and her growing feelings for her nemesis?

Y O R U M

Nemesis hakkında ne düşüneceğimi bir türlü bilemiyorum. Bir yanda kitabın sevmediğim yanları, diğer yanda sevdiğim... İşin komik yanı, biri diğerinden baskın çıkmıyor, çıkamıyor. Biraz kafamı toplamak ve kitabı, onun hakkını vererek puanlamak için de en iyi yol olarak bir yorum yazmayı gördüm. Sonuçta sevdiğim ve sevmediğim yanları hakkında konuşursam, belki hangisinin daha önde olduğunu anlayabilirim ya da biri öne çıkabilir. (?)

Şöyle ki, Nemesis dünyanın en sıkıcı kitaplarından biri olarak başlıyor: Hiç bilmediğimiz bir dünyaya, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir karakterin gözünden bakıyoruz ve aslında, bu karakter bize bilmediğimiz şeyleri anlatmak konusunda bayağı hevesli duruyor. Tek sorun, anlattığı şeyler ilgimizi çekmiyor. A konusundan bahsediyor sayfalarca ama biz A’dan değil, B’den değil, C’den detaylar duymak istiyoruz.

Bunun İngilizce karşılığı “info dump” ama Türkçe karşılığı var mı, varsa ne, bilmiyorum. “Info dump” durumu, yazar okuyucuya birçok bilgiyi arka arkaya aktarmaya kalktığında oluyor. Satırlarca, paragraflarca bilgi, ama bunlar kurguya ve olay örgüsüne genelde işlenmemiş oluyor. Bunun bir örneği (her ne kadar arkadaşımı zan altında bırakmak istemesem de) Özge’nin Hırsız kitabının ilk birkaç bölümünde var.

Nemesis ne yazık ki bu hastalıktan muzdarip. İlk 7-8 bölüm boyunca kafamı nerelere vursam bilemedim çünkü hem Sepora’nın hem de Tarik’in bölümlerinde, içinde yaşadıkları dünyayla ve “beş krallıkla” ilgili, o sıralarda HİÇ merak etmediğim bir sürü bilgiye maruz kaldım. Hayır işin kötü yanı, tam bir “info dump” durumuydu.

Örnek vermek gerekirse (Türkçe’ye çevirmediğim için kusura bakmayın):
“Theoria. I’ve been wanderin through the Tenantless thinking of my new home, trying to imagin all the things Aldon, my tutor, tried to instill in me during our history lessons. It goes something like this, I think: Untold ages ago, the Serubelan king at the time and his highest councillor had a falling out. The councillor (whose name survived generation after generation of being written in the copyist’s scrolls, only to elude my own limited memory at the moment) broke away from his king and led nearly one third of the Serubelan people beyond ...”
Bu durum öyle paragraflarca sürüp gidiyor. İtiraf edeyim, bazı kısımları atladım ve bu bilgileri okumamış olmam bana kitabın geri kalanında hiç sorun çıkartmadı. Hani bunları bilelim, bunlar güzel şeyler, dünya yaratımı (worldbuilding) dediğimiz şeyin kilit bir parçası, ama daha kızı tanımıyoruz; kız nedir necidir, derdi nedir bilmiyoruz, bana gelmiş beş krallığın tarihini anlatıyor. İlgilenmiyorum ki ben onunla. Sonra anlat, okurum. Dakika bir gol bir, daha ilk sayfadan bi dur yani.

Ha benzer bir durum da mesela başka bir olayda var. Şimdi kitapta Sepora’nın özel bir yeteneği var, o da çok değerli bir maden olan ve adı “s” ile başlayan (devamını hatırlayamadığım) bir metali, “Forge” edebilmesi. Bu en başta “Forging” olarak geçiyor ve okuyucu bunun ne olduğunu 3 ya da 4. bölümlere kadar öğrenemiyor. Okurken içten içe “Ben mi kıtım yoksa kitap mı açıklamıyor?” diye düşündüm birçok yerde, o ilk bölümlerde özellikle.

Neyse. Kızımız ne zaman Tarik’la tanışıyor, o zaman işler ilginçleşiyor. (Bu arada karakterin adının Tarık’a bu kadar yakın olması ikidir komiğime gidiyor. Ya da Sepora’nın adının makyaj markası Sephora’ya bu kadar benzemesi. Dünyada isim mi kalmadı?) Neyse ki o noktada yazar bu bilgi patlamalarına ara veriyor. Kitabında “olaylar” olması gerektiğini hatırlamış olacak ki kitapta en azından bir şeyler olmaya başlıyor.

Bu noktadan sonrası kesinlikle daha çekilebilir. Hatta büyük bir kısmını çok keyifle ve merakla okuduğumu söyleyebilirim. Yazarın yarattığı bazı şeyler cidden hoşuma gitti: Serpen isimli canlılar (şu ana kadar iki türünü gördük, Seer ve Defender), canlı metaller (eminim başka kitaplarda da vardır ama olsun), aklımda bir türlü canlandıramadığım ama ismi ve tavırları nedeniyle bana pirhanaları anımsatan Parani’ler, vs. vs.

Sepora ve Tarik’in konuşmalarını ve genel olarak iletişimlerini okumak gerçekten çok keyifliydi. Kitabın keyif aldığım büyük bir bölümü genel olarak Tarik ve Sepora sahnelerinden oluşuyordu zaten, orası ayrı.

Bir karakter olarak Sepora’yı bir türlü çözemedim. Gerçekten çözemedim. Yani bir yanda “insanlar ölmesin” “ben gidersem savaş olmaz” “savaşı engelleyelim” modunda ama öteki yanda Tarik’in insanları iyileştirmek için ihtiyacı olan bir şeyi ona vermiyor. Kaldı ki Tarik’in sarayında geçirdiği zamanda kendi “sırlarının” o kadar büyük bir bölümünü ifşaladı ki, bu bir tane sırrı neden sakladı, insan merak ediyor.

(Ben size söyleyeyim: Sepora o sırrı saklamasaydı bu kitapta hiçbir aksiyon olmazdı da ondan. Ki bence bu hiç doğru değil, ama neyse.)

Anlayacağınız Sepora’nın yaşadığı içsel “çatışma”yı pek samimi bulmadım. Yazarın aksiyon ve heyecan yaratmak için kullandığı bir araçmış gibi geldi çoğu zaman. Özellikle de Sepora’nın Tarik’in sarayındaki yeri düşünülürse, aralarındaki “statü” farkı tamamen bundan ibaretti. Gerçi çoğu zaman aralarında statü farkı olduğunu anlayamazdınız çünkü Sepora hiç babasının sarayını terk etmemiş gibiydi, Tarik için de hava hoş zaten. (Sinirlendim yine.)

Tarik da biraz salak. Ama o konuya girmek istemiyorum. Girersem çıkamam. Gerek yok.

Kitabın sonlarına doğru bir bölüm vardı, aklım hala almıyor nasıl bir bölüm. Büyük bir spoiler olacağı için hangi bölüm olduğunu söylemeyeceğim ama bir sahneden ötekine bu kadar keskin bir dönüş görmedim ben hayatımda. Bir an elimizde bir A durumu var, sonra bakmışız durum tepetaklak olmuş resmen. Ama arası yok. Yazar o sahneleri/günleri/durumları kitaba koymanın gerekli olduğunu düşünmemiş herhalde. Oraları yazmamış çünkü. Resmen kültür şoku yaşadım.

Kültür şoku demişken, kitabın sonu da neydi öyle?! Abartmıyorum. Kitabın son cümlesini okudum, devamını okumak için sayfayı çevirdim, sayfanın başında kocaman Acknowledgements yazıyordu. “Acaba sayfa mı atladım?” diye geri döndüm, okuduğum son birkaç paragrafı iyice anlamak için yeniden okudum, sayfayı tekrardan çevirdim, yine karşımda Acknowledgements yazısını buldum.

BİR KİTAP BÖYLE Mİ BİTİRİLİR BE KADIN. Bölüm sonu gibi kitap sonu yazmışsınız, tebrikler cidden.

İşin en üzücü kısmı da ben Anna Banks’in “The Syrena Legacy” serisini çok sevmiştim, üç kitabı da birkaç gün içerisinde resmen yemek yer ya da su içer gibi okuyup btirmiştim. Nemesis’in tanıtımını ilk okuduğumda içimde kötü bir his vardı, kitabı sevmeyeceğime dair. O hisi dinlemeliymişim. Bu arada yorumun en başında “İşin komik yanı, biri diğerinden baskın çıkmıyor, çıkamıyor,” demiştim ya. Şu an yorumun son satırlarını yazarken bu sözü geri alıyorum ve kitaba verdiğim puanı da düşürüyorum. En başta 3 yıldız vermiştim ama bütün bunları sıraladıktan sonra, puanımı 2’ye düşürmeye karar verdim.

Not: Kitaptaki hiçbir şey ve hiç kimsenin adını yazamıyor oluşum da harika bence. Tarik, Sepora ve Cy hariç karakterlerin isimlerini hatırlamıyorum bile. #OhWell

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

1 yorum: