2 Ocak 2015 Cuma

Adı: Fallen Too Far
Yazarı: Abbi Glines
Yayınevi: Simon & Schuster UK
Sayfa Sayısı: 298
Goodreads Puanı: 4.27
Seri: Too Far #1 / Rosemary Beach #1
Format: eBook
To want what you’re not supposed to have…
She is only nineteen.
She is his new stepfather’s daughter. 
She is still naïve and innocent due to spending the last three years taking care of her sick mother. 
But for twenty-four year old Rush Finlay, she is the only thing that has ever been off limits. His famous father’s guilt money, his mother’s desperation to win his love, and his charm are the three reasons he has never been told no.
Blaire Wynn left her small farmhouse in Alabama, after her mother passed away, to move in with her father and his new wife in their sprawling beach house along the Florida gulf coast. She isn’t prepared for the lifestyle change and she knows she’ll never fit into this world. Then there is her sexy stepbrother who her father leaves her with for the summer while he runs off to Paris with his wife. Rush is as spoiled as he is gorgeous. He is also getting under her skin. She knows he is anything but good for her and that he’ll never be faithful to anyone. He is jaded and has secrets Blaire knows she may never uncover but even knowing all of that…
Blaire just may have fallen too far.

Tamamen Selin'in "Bunu okusana ya, ne düşüneceğini merak ediyorum," demesiyle okumaya başladığım, ondan önce aklımın ucunda kenarında hiçbir yerinde olmayan, etrafta oldukça gördüğüm ama bende zerre merak uyandırmayan, kapağını gördüğümde de oldukça önyargı içine girip "Ben zaten bunu sevmem," dediğim bir kitaptı. Yanlış hatırlamıyorsam yayın hakları alındı bu serinin fakat emin de değilim, bu da burada dursun.

Doğrusu tanıtımına tekrar baktığımda içten içe, "Aslında ne beklemiştim ki?" demeden edemiyorum. Kitap, tanıtımı kadar. Hani tanıtımı okuduğumuzda, kitaptan daha fazlasını beklememeyi bilmeniz gerekiyor. Yani ben de pek bir beklentiyle başlamamıştım ama, en azından sevebileceğim bir kitap olduğu yanılgısına düşmüşüm. Yine gol olamadı be.

Neden kitabı sevmediğime gelirsek, neden kitabı sonuna kadar okuduğumu anlatmak daha hızlı ve kolay olacağı için ilk ondan başlamak istiyorum. Garip bir şekilde kitapta bir çekicilik var, akıyor gidiyor, birazdan her ne kadar kitabın tamamından şikayetçi olacak olsam da, kitabın sardığı inkar edilemez bir gerçek; çünkü eğer sarmamış olsaydı zaten sonuna kadar gelebileceğim türde bir kitap da değildi. Ama evet - kitap akıcı.

Bunu atlattığımıza göre, şimdi gelelim kitabı neden sevmediğime. Sevemediğime. Öncelikle, yazar kurgulamayı bilmiyor gibi geldi bana. Daha doğrusu, biraz bir şeyler biliyor da bu bildiklerini birbiriyle bir uyum içerisinde nasıl kullanacağından haberdar değilmiş gibi. Çünkü ortada iki, hatta Nan'le beraber üç sıkıntılı karakter var: Hem Rush, hem Blaire, hem de Nan sıkıntılı zamanlardan geçmiş karakterler fakat biz bu sıkıntıyı görmüyoruz. Spoiler vermeyi hiç istemiyorum gerçekten o yüzden Nan neden sıkıntılı bunu anlatmayacağım ama bunun kitaptaki etkisini anlatmayı düşünüyorum.

Yazarın kurguyla ilgili sıkıntıları olduğunu düşünmemin en büyük nedeni, Rush'ın Blaire'e karşı tavırlarını şekillendirirken kullandığı en büyük iki etkenin de açıklanmamış olmasıydı. Nan, tam adıyla Nannette (nasıl bir isimse artık), Rush'ın kız kardeşi ve Blaire'den nefret ediyor. Blaire'den nefret etme sebebini tüm kasaba ya da artık nerede yaşıyorlarsa, işte oradaki herkes biliyor ama KİMSE cesaret edip de bunu Blaire'e söylemiyor. (Ki en sonda öğrendiğimizde aslında çok büyük etkisi olması gereken bir durum.) Fakat yazar bu durumu işlemeyi hiçbir şekilde başaramamış. Kitapta sadece sürekli Blaire'e oldukça kötü davranan bir Nan vardı, o kadar. En sonda öğrendiğimde olan biteni, gerçekten salak hissetmiştim çünkü durum o kadar salaktı ki.

Ayrı bir durumsa, Rush'ın tavırları. Tamam, seksi, sevişmeyi seven, kızları kullanıp atan, dengesiz ve zengin erkek karakterler genç yetiştkin ve yeni yetişkin kitapların odak noktası ve genç kızların sevgilisi, bunu biliyorum, ama yine de, o tür bir karakter için bile Rush fazla "başarısız"dı. Çünkü hani karakterin gerçek bir doğası varsa ve bu, bu yukarıda dediklerim değilse, yazarın bunu işlemesi gerekir. Hani ne bileyim, Rush'la ilgili öğrendiğimiz çoğu şey, Rush'ın Blaire'e kendi isteğiyle söyledikleriydi - ki bu bile ayrı saçma, çünkü Rush öyle sürekli kendini açan bir tipe değil. Gerçi Blaire'e bir şeyler söylemeye başladığında çoktan o saçma, "Sen çok mükemmelsin ama sana dokunamam," triplerine girmişti bile...

Ki, O DA NEYDİ? Gerçekten. Tamam, bu tip karakterlerin yapısal olarak "masum" ve "mükemmel" ve "dokunulamaz" kızlara aşık olduğunu, onlara çekildiklerini biliyorum ve çok kez gördüm - bunu sevmesem bile katlanabiliyorum - fakat buradaki... Hayır, Rush'ın Blaire'e karşı bir çekim hissetmesi için hiçbir sebep yoktu. Kız diyor ki "Ben senden sadece kalacak bir yer istedim," Rush diyor ki "Sen çok mükemmelsin ama sana dokunamam, ben senin hayallerinin adamı olamayacağım. Senin sarılacak ve sana çiçek getirecek bir adama ihtiyacın var ama bu ben değilim,". Yahu kız bunu biliyor! Kız diyor ki, "Senden bir şey istemedim, kalacak yer dışında, dırırım." Tabii öyle söylemiyor da dediği şeyin özü bu. Hay arkadaş, sen neyin triplerindesin? Ne ara kızın mükemmel olduğunu anladın, daha yeni yeni tanışıyorsunuz. Ve ona neden dokunamayasın ki?

Tamam, kız senin yeni üvey babanın kızı; yani bir noktada üvey kızkardeşin, ama kitapta bu akrabalık ilişkisinin - sadece kağıt üzerinde, bu arada - hiçbir etkisi yok ki. Hani cidden. Ne kız diyor "Rush benim üvey kardeşim," ne de Rush diyor "Blaire benim üvey kardeşim". Blaire haksız değil tamam, Rush cidden çok seksi bir tip, ama kitabın sadece Rush'ın saçma bir şekilde Blaire'den uzak durmaya çalışması - nedenini bilmiyoruz bile! - ve Blaire'in de onunla yakınlaşmak istemesi, sonra bunların olmayan ilişkilerinin ilerleyişi ve birkaç seks sahnesinden ibaretti benim gözümde. 

Çok potansiyel vardı işin içinde ama ailesel sıkıntılar ve Nan'in sorunu o kadar geri plana atılmıştı ki, hani okuyucu en son öğrendiğinde oldukça şaşırsın diye, hiçbir etki yaratmadı bende. Hiçbir şekilde şaşırmadım ki aslında şaşırtıcı olabilirdi. Sadece yazar bütün bu saçma davranışlara bir arkaplan kurmak istemiş, buna da yarı yolda karar vermiş de, öylesine koymuş gibi duruyordu tüm hikaye. Bu kadar yazdıktan sonra bile hala düşüncelerimi anlatamadığımı hissediyorum ama aklım şu an çok boş, daha fazla devam etmenin de pek bir anlamı yok. Öyle işte. Ama son bir şey demek istiyorum, başta kitabın sardığını söylemiştim ya; sırf bu yüzden belki diğer kitaplara da devam edebilirmişim gibi hissediyorum. Hani "Daha ne olacak ki?" tarzında.  

4 yorum:

  1. Bu kitabı hiç duymadım ama yorumunu okuduğum kadarıyla kitap bana "Amatör Wattpad Hikayesi" izlenimi verdi. Çok değişik bir şey :D
    Ayrıca bu kitabın beş metre yakınına dahi yaklaşmayı düşünmüyorum :P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen o tadı aldım ben bu kitaptan :D Yaklaşma yaklaşma, gerek yok :P

      Sil
  2. Yorumunu okuduktan sonra kesinlikle bu kitaptan uzak durmaya karar verdim. En nefret ettiğim kitap tipi. Elinde yemek tarifi ve malzemelerin varda ortaya yumurta kırsan dünyanın en lezzetli yemeği çıkacakmış gibi kötü bir yemek yapıldığında hissettirdiği tadı veriyor bu tarz kitaplar bana. Ne demek istediğimi anlatabildim sanırım. :D

    YanıtlaSil
  3. Bu kitabı merak ediyordum ama senin yorumundan sonra hiç merak etmemeye başladım :D
    Seni mimledim bu arada; http://hayalperestinzamanyolculugu.blogspot.com.tr/2015/01/high-school-musical-book-tag.html

    YanıtlaSil

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai