Tehlikeli Temas (Too Far, #1 / Rosemary Beach, #1) - Abbi Glines | Yorum

Adı: Tehlikeli Temas

Orijinal Adı: Fallen Too Far
Yazarı: Abbi Glines
Yayınevi: Simon & Schuster UK
Sayfa Sayısı: 256
Goodreads Puanı: 4.27
Seri: Too Far #1 / Rosemary Beach #1
Format: eBook

 
Bambaşka dünyalardan gelen iki üvey kardeş… Asla sizin olmamasi gereken şeylere duyulan arzu…

Blaire Wynn'in en son istediği şey babasının yeni ailesinin yaşadığı Florida'daki Rosemary Sahili'ne taşınmaktır. Ancak seçim şansı yoktur. Bir hastalık yüzünden ölen annesi, ardında yüklü borçlar bıraktığı için Blaire'in Alabama'daki çiftliği elinde tutması mümkün değildir.

Koltuğunun altındaki tabancayla kamyonetini zengin sahil kasabasına çeken Blaire buraya asla uyum sağlayamayacağını bilmektedir. Babasının Paris'e gittiğini ve onu yeni üvey kardeşi Rush Finlay'le yalnız bıraktığını öğrenince daha büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İnsanları hor gören, hiçbir şeyden pişmanlık duymayan, adı çıkmış bir rock yıldızının oğlu olan Rush yakışıklı olduğu kadar şımarıktır da… Ve Blaire'i gördüğü anda genç kızın kanına girer.

Yaz ayları ilerledikçe genç kadın, Rush'ın asla tahmin etmediği yanlarını görecek ve birbirlerine karşı hisleri görmezden gelemeyecekleri kadar güçlenecektir. Ancak Rush, Blaire'in tüm dünyasını yıkacak bir sır bilmektedir. Blaire genç adamın tehlikeli temasına kendini kaptırmadan önce bu gizemi ortaya çıkarabilecek midir?
Tamamen Selin'in "Bunu okusana ya, ne düşüneceğini merak ediyorum," demesiyle okumaya başladığım, ondan önce aklımın ucunda kenarında hiçbir yerinde olmayan, etrafta oldukça gördüğüm ama bende zerre merak uyandırmayan, kapağını gördüğümde de oldukça önyargı içine girip "Ben zaten bunu sevmem," dediğim bir kitaptı. Yanlış hatırlamıyorsam yayın hakları alındı bu serinin fakat emin de değilim, bu da burada dursun.

Doğrusu tanıtımına tekrar baktığımda içten içe, "Aslında ne beklemiştim ki?" demeden edemiyorum. Kitap, tanıtımı kadar. Hani tanıtımı okuduğumuzda, kitaptan daha fazlasını beklememeyi bilmeniz gerekiyor. Yani ben de pek bir beklentiyle başlamamıştım ama, en azından sevebileceğim bir kitap olduğu yanılgısına düşmüşüm. Yine gol olamadı be.

Neden kitabı sevmediğime gelirsek, neden kitabı sonuna kadar okuduğumu anlatmak daha hızlı ve kolay olacağı için ilk ondan başlamak istiyorum. Garip bir şekilde kitapta bir çekicilik var, akıyor gidiyor, birazdan her ne kadar kitabın tamamından şikayetçi olacak olsam da, kitabın sardığı inkar edilemez bir gerçek; çünkü eğer sarmamış olsaydı zaten sonuna kadar gelebileceğim türde bir kitap da değildi. Ama evet - kitap akıcı.

Bunu atlattığımıza göre, şimdi gelelim kitabı neden sevmediğime. Sevemediğime. Öncelikle, yazar kurgulamayı bilmiyor gibi geldi bana. Daha doğrusu, biraz bir şeyler biliyor da bu bildiklerini birbiriyle bir uyum içerisinde nasıl kullanacağından haberdar değilmiş gibi. Çünkü ortada iki, hatta Nan'le beraber üç sıkıntılı karakter var: Hem Rush, hem Blaire, hem de Nan sıkıntılı zamanlardan geçmiş karakterler fakat biz bu sıkıntıyı görmüyoruz. Spoiler vermeyi hiç istemiyorum gerçekten o yüzden Nan neden sıkıntılı bunu anlatmayacağım ama bunun kitaptaki etkisini anlatmayı düşünüyorum.

Yazarın kurguyla ilgili sıkıntıları olduğunu düşünmemin en büyük nedeni, Rush'ın Blaire'e karşı tavırlarını şekillendirirken kullandığı en büyük iki etkenin de açıklanmamış olmasıydı. Nan, tam adıyla Nannette (nasıl bir isimse artık), Rush'ın kız kardeşi ve Blaire'den nefret ediyor. Blaire'den nefret etme sebebini tüm kasaba ya da artık nerede yaşıyorlarsa, işte oradaki herkes biliyor ama KİMSE cesaret edip de bunu Blaire'e söylemiyor. (Ki en sonda öğrendiğimizde aslında çok büyük etkisi olması gereken bir durum.) Fakat yazar bu durumu işlemeyi hiçbir şekilde başaramamış. Kitapta sadece sürekli Blaire'e oldukça kötü davranan bir Nan vardı, o kadar. En sonda öğrendiğimde olan biteni, gerçekten salak hissetmiştim çünkü durum o kadar salaktı ki.

Ayrı bir durumsa, Rush'ın tavırları. Tamam, seksi, sevişmeyi seven, kızları kullanıp atan, dengesiz ve zengin erkek karakterler genç yetiştkin ve yeni yetişkin kitapların odak noktası ve genç kızların sevgilisi, bunu biliyorum, ama yine de, o tür bir karakter için bile Rush fazla "başarısız"dı. Çünkü hani karakterin gerçek bir doğası varsa ve bu, bu yukarıda dediklerim değilse, yazarın bunu işlemesi gerekir. Hani ne bileyim, Rush'la ilgili öğrendiğimiz çoğu şey, Rush'ın Blaire'e kendi isteğiyle söyledikleriydi - ki bu bile ayrı saçma, çünkü Rush öyle sürekli kendini açan bir tipe değil. Gerçi Blaire'e bir şeyler söylemeye başladığında çoktan o saçma, "Sen çok mükemmelsin ama sana dokunamam," triplerine girmişti bile...

Ki, O DA NEYDİ? Gerçekten. Tamam, bu tip karakterlerin yapısal olarak "masum" ve "mükemmel" ve "dokunulamaz" kızlara aşık olduğunu, onlara çekildiklerini biliyorum ve çok kez gördüm - bunu sevmesem bile katlanabiliyorum - fakat buradaki... Hayır, Rush'ın Blaire'e karşı bir çekim hissetmesi için hiçbir sebep yoktu. Kız diyor ki "Ben senden sadece kalacak bir yer istedim," Rush diyor ki "Sen çok mükemmelsin ama sana dokunamam, ben senin hayallerinin adamı olamayacağım. Senin sarılacak ve sana çiçek getirecek bir adama ihtiyacın var ama bu ben değilim,". Yahu kız bunu biliyor! Kız diyor ki, "Senden bir şey istemedim, kalacak yer dışında, dırırım." Tabii öyle söylemiyor da dediği şeyin özü bu. Hay arkadaş, sen neyin triplerindesin? Ne ara kızın mükemmel olduğunu anladın, daha yeni yeni tanışıyorsunuz. Ve ona neden dokunamayasın ki?

Tamam, kız senin yeni üvey babanın kızı; yani bir noktada üvey kızkardeşin, ama kitapta bu akrabalık ilişkisinin - sadece kağıt üzerinde, bu arada - hiçbir etkisi yok ki. Hani cidden. Ne kız diyor "Rush benim üvey kardeşim," ne de Rush diyor "Blaire benim üvey kardeşim". Blaire haksız değil tamam, Rush cidden çok seksi bir tip, ama kitabın sadece Rush'ın saçma bir şekilde Blaire'den uzak durmaya çalışması - nedenini bilmiyoruz bile! - ve Blaire'in de onunla yakınlaşmak istemesi, sonra bunların olmayan ilişkilerinin ilerleyişi ve birkaç seks sahnesinden ibaretti benim gözümde. 

Çok potansiyel vardı işin içinde ama ailesel sıkıntılar ve Nan'in sorunu o kadar geri plana atılmıştı ki, hani okuyucu en son öğrendiğinde oldukça şaşırsın diye, hiçbir etki yaratmadı bende. Hiçbir şekilde şaşırmadım ki aslında şaşırtıcı olabilirdi. Sadece yazar bütün bu saçma davranışlara bir arkaplan kurmak istemiş, buna da yarı yolda karar vermiş de, öylesine koymuş gibi duruyordu tüm hikaye. Bu kadar yazdıktan sonra bile hala düşüncelerimi anlatamadığımı hissediyorum ama aklım şu an çok boş, daha fazla devam etmenin de pek bir anlamı yok. Öyle işte. Ama son bir şey demek istiyorum, başta kitabın sardığını söylemiştim ya; sırf bu yüzden belki diğer kitaplara da devam edebilirmişim gibi hissediyorum. Hani "Daha ne olacak ki?" tarzında.  

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

4 yorum:

  1. Bu kitabı hiç duymadım ama yorumunu okuduğum kadarıyla kitap bana "Amatör Wattpad Hikayesi" izlenimi verdi. Çok değişik bir şey :D
    Ayrıca bu kitabın beş metre yakınına dahi yaklaşmayı düşünmüyorum :P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen o tadı aldım ben bu kitaptan :D Yaklaşma yaklaşma, gerek yok :P

      Sil
  2. Yorumunu okuduktan sonra kesinlikle bu kitaptan uzak durmaya karar verdim. En nefret ettiğim kitap tipi. Elinde yemek tarifi ve malzemelerin varda ortaya yumurta kırsan dünyanın en lezzetli yemeği çıkacakmış gibi kötü bir yemek yapıldığında hissettirdiği tadı veriyor bu tarz kitaplar bana. Ne demek istediğimi anlatabildim sanırım. :D

    YanıtlaSil
  3. Bu kitabı merak ediyordum ama senin yorumundan sonra hiç merak etmemeye başladım :D
    Seni mimledim bu arada; http://hayalperestinzamanyolculugu.blogspot.com.tr/2015/01/high-school-musical-book-tag.html

    YanıtlaSil