19 Ocak 2015 Pazartesi

Adı: Karanlık Zihinler
Orijinal Adı: The Darkest Minds
Yazarı: Alexandra Bracken
Yayınevi: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 576
Goodreads Puanı: 4.31
Format: Paperback
Puanım: 5/5
 
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, 
Anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...

Normalde kitabı dün akşam bitirdim fakat bitirdikten sonra öyle bir ruh haline girdim ki, "Okumaz olaydım!" diye çığırıyordum etrafta. Tabii insanların garip bakışlarına maruz kalınca çığırma işine Facebook'tan devam ettim ve birkaç kişinin mesaj kutularını doldurmuş olabilirim... Bu mesajlarda ana tema "Ölüyorum,"du bir de... Kitabı bitirdiğim sahneyi canlandırmak istiyorum: Ezgi kitabı kapatır, bir an öylece kalakalmıştır. Ne yapacağını, ne diyeceğini, hatta ne düşüneceğini bile bilmemektedir. Ardından içinde büyümeye başlayan bir bunalmışlık duygusuyla oturduğu yerden kalkar, odasına gider. Elindeki kitap diğer kitapların arasındaki yerini aldıktan sonra raflardan okumadığı bir başka kitabı çıkartır, birkaç sayfa okumayı dener ama odaklanamıyordur. Kitabı çantasına tıktıktan sonra oflar. Bunalma hissi git gide büyümektedir. Ben şimdi ikinci kitabı nasıl bekleyeceğim? sorusu Ezgi'nin zihnini işgal etmiştir ve yakın zamanda gidecek gibi görünmüyordur; bıraksalar ağlayacak gibi hissetmektedir genç kız.

Neyse bu kadar dramatize etmek yeter. :D Ama evet, kısaca anlatmak gerekirse kitabı bitirdiğim andan itibaren ikinci kitabı düşünmeye başladım bile! O kadar etkiliydi. Bir de, neredeyse 600 sayfalık kitabı sadece sanırım.. bir ya da iki günde bitirmiş olmanın da etkisi var bunun üzerinde. Aslında ilk başladığımda kitapta 40 sayfa okuyup bırakmıştım "Hiç akıcı değil," diyerek... sonra ertesi gün bir oturuşta 300 sayfa okudum ve ne kadar yanıldığımı anladım. O kadar yanılmamıştım sanırım daha önce :D

Kitabın tanıtımı pek bir şey anlatmıyor, o yüzden gidip bir de İngilizce tanıtımını falan okudum ben, ama sonra anladım ki İngilizce tanıtımı yanıltıcı olabiliyor. Neyse çok konuştum yine *-* Gelelim yoruma!

Gayet başarılı bulduğum bir roman oldu. Gerek karakterleri, gerek olay örgüsü, gerekse konu bazında incelendiğinde sevmediğim veya "yerinde" bulmadığım gerçekten hiçbir şey yoktu. Karakterlerden Ruby zaten başlı başlına bir olaydı ama bunu söyleyemem, çünkü o zaman spoiler yemiş olursunuz. Hof ne zor işmiş ya. Kitapta her şey birbirine o kadar bağlı ki, birazcık bir noktadan çıtlatsam hemen spoiler oluyor çünkü aksiyon gerçekten erken başlayıp son sayfaya kadar bitmiyor. Böyle bir kitaba nasıl yorum yazabilirsiniz ki?

Karakterleri gayet yerinde buldum ama, çünkü Ruby oldukça güçlü ve aklı başında bir kızdı mesela. Güvensizlikleri olmasına ve bunların kendisini engellemesine izin verse bile mantığın sesini duyabiliyordu; ayrıca çoğu kız karakterimizin aksine önüne çıkan ilk yakışıklı erkeğin ardından da salya akıtmıyordu ki bu büyük bir artı bence. (Bu noktaya daha sonra değineceğim.) Bir diğer karakter olan Liam'a gelirsek de, İngilizce tanıtımda "cesur lider" olarak tanımlanmıştı ve geçmişinde bunu doğrulayacak olaylar da vardı, fakat düşündüğüm anlamda bir "lider" olmadı - ki bu da güzel bir değişiklikti bence. Doğrusu bu çocuğu oldukça sevdim çünkü tatlıydı, düşünceliydi ve güçlü durması gerektiğine gerçekten inanıyordu. Ayrıca durumun düzelebileceğine de belli bir inancı vardı. Chubs ise tamamen ayrı bir olaydı ve ta ilk baştan sevdiğim bir karakter oldu. Suzume ise bütün o Amerikan çocukların arasında tatlı bir Japon'du ve Ruby ile olan ilişkisi içimi ısıtıyordu.

Olay örgüsü öyle bir işlenmişti ki en sakin anlarda bile bir aksiyon hali vardı; bütün o duygu bir şekilde yansıtılmıştı. Tahminen kitabın sonunda kendimi bu kadar boşlukta hissetme sebeplerimden biri de buydu, çünkü yazar duyguyu bence oldukça başarılı bir şekilde aktarmayı başarmıştı ve bu da beni bayağı etkiliyordu yani :D 

O bahsedeceğim noktaya gelirsek de, kitaptaki aşk seviyesi o kadar yerindeydi ki! Yazar aksiyonla ve olaylarla ilgi çekememekten korkarak aşkın dozunu maksimuma çıkartmamış ve bu gerçekten çok beğendiğim bir noktaydı, çünkü bu tür kitaplarda karakterlerin aşık olmaktan daha önemli öncelikleri olmalı bence ve Karanlık Zihinler'de bunu gördüm. Ve beğendim. Aşk yoktu demiyorum, vardı, fakat o kadar ince ve yerindeydi ki, hiçbir şekilde sırıtmadı. Hatta "yoktu" bile denebilir bir noktada, o derece :D (Bu iyi bir şey, aşk olmadığı halde sıkılmıyorsunuz ki aslında var... Anlatamıyorum galiba hof neyse :D)

Sanırım diyecek başka bir şeyim yok ya. Sadece gerçekten çok sevdim ve zaten bir çırpıda bitirdim, ikincisi yarın çıksa alır iki güne yine bitiririm o derece. (Ki şu sıralar hiçbir şekilde param yok. Gider bulurum bir yerlerden, ancak öyle alınır o kitaplar hep.) Umarım yayınevi hızlı bir şekilde çevirir ve çıkartır yoksa eriyip gidebilirim bile beklerken :D Okumadıysanız kesinlikle alın okuyun, okutun. Bayıldım!

1 yorum:

  1. Merhaba, Ben de yeni aldım kitabı başlarda beni de sıktı daha yarısına gelmedim ama sürüklemeye başladı. Umarım 2. çabuk gelir hiç sevmem yarım kalmayı :)

    YanıtlaSil

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai